Auguste Comte’un (1798-1857) Pozitivist Din Kuramı

Auguste Comte ‘un(1798-1857) Pozitivist Din Kuramı

Comte, Güney Fransa, Montpelier’de aristokrat ve muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Paris’teki ilerici Ecole Polytechnique’de okudu. 1817’den 1824’e kadar ütopik sosyalizmin radikal peygamberi Henri Saint Simon’un sekreterliğini yaptı. Ne var ki, beraberlikleri bazı sert tartışmalarla sona erdi ve Comte matematik öğretmek için geri döndü. 1848’de “Pozitivist Toplum” adlı derneği kurdu ve hayatının geri kalan kısmını, içinde yaşadığı dönemin kaosuna, Sanayi Devrimi, Tarım Devrimi ve Siyasal Devrimlerin özelikle de kendi anavatanı Fransa’da yarattığı kaosa, çözüm bulmak için bir “düzen ve ilerleme” araştırması olarak pozitivizmi genişletmeye ve geliştirmeye adadı, sosyolojiyi bir toplum bilimi, bütün bilimlerin kraliçesi olarak kurmaya çalıştı. O “pozitivizm” ve “sosyoloji” terimlerini ilk kullanan kişidir.

Auguste Comte, sosyolojinin adını koymuş, ona hız ve yön vermiş ve başlangıcından itibaren onu kendi pozitivist felsefesiyle açıklamıştır. Bu durum, din sosyolojisinde çok açık bir şekilde görülebilir. Pozitivistler, sosyal olguların tıpkı eşyalar gibi ele alınabileceğine ve araştırmacıların nesnelerle ilişkilerinde tam bir tarafsızlık tutumu takınabileceklerine; bu bakış açısıyla gerçekleştirilecek araştırmaların ise kendilerinden toplumsal kanunların çıkarılabileceği bir deneysel genellemeler bütününü tedrici bir şekilde ortaya çıkartabileceğine inanmışlardır. Auguste Comte’a göre sınanamayan, tekrarlanamayan hiçbir bilgi, bilimsel bilgi değildir. Dolayısıyla bu görüşe göre din, tarih gibi disiplinler bilimsel sayılmıyor.

Auguste Comte’a göre kanunlar iki çeşittir: Birincisi, belirli sosyal olguların zorunlu olarak birlikte bulunuşlarının ifadeleri, yani statik sosyalin kanunları ve zorunlu olarak birbirini izleyen olaylar dizisinin ifadeleri, yani dinamik sosyalin kanunları. Bu şekilde Comte sosyolojiyi

1-)Sosyal Statik 2-)Sosyal Dinamik; şeklinde ikiye ayırır. Sosyal statik “concensus”(toplumsal uzlaşma) adını verdiği kavramı incelemektedir. Statik olarak topluma bakıldığında aile, devlet ve din kurumlarının toplumun temel unsurları oldukları görülür. Başka bir ifadeyle bu üç kurum olmadan bir toplum kurulamaz. Toplum düzeninin tam veya eksik, iyi veya kötü olması kurumlar arasındaki dengeye bağlıdır. Din, eşya ve insanın tabiatından çıkan ve toplu halde yaşayan insanlar için gerekli olan bir kurumdur. Çünkü nerede insan varsa orada din vardır. Sosyal dinamik ise, bütün toplumların katetmek zorunda olduğu ardı ardına gelen evrelerin anlatımından ibarettir. Bu evrelerin Comte düşüncesindeki adı “üç hal kanunudur”. Bu kanuna göre, insan düşüncesi birinci aşamada olayları ve olguları kendisi ile kıyaslanabilecek varlık ya da güçlere mâl ederek açıklar. O bu dönemi “teolojik” dönem olarak isimlendirir. Bu dönemin egemen anlayışına göre, evrendeki olaylar, değişmez kanunlarla değil, insanlarınkine benzer iradeler tarafından yönetilir. Devrin belirgin özelliği olayların arkasındaki Tanrı iradesinin araştırılmasıdır. Teolojik devre zorunlu olarak metafizik devreye yol açar.

Metafizik dönemde doğadaki olayları açıklamak için Tanrı fikrinin yerini, tabiat kuvveti, cevher vb. gibi niteliği belli olmayan kuvvetler almaktadır. Bu aşamada insanlar artık biraz daha akıllarını kullanmaya başlamışlardır. Soyut düşünce yavaş yavaş gelişmeye başlamıştır. Tanrı her ne kadar bütün olayların içerisinde etken ise de Tanrı’nın yanında bir de akıl yürütme devreye girmiştir.  Bu dönemde ruhlar ve doğanın eğilimleri gibi soyutlamalar gerçek varlıklar olarak algılanmaktadır. Bununla birlikte Comte, metafizik dönemi bir sonraki aşamaya hazırlık devresi olarak kabul eder. Aslında sosyoloji bilimi gibi din sosyolojisinin de isim babası olarak kabul edilen Comte, yaşadığı toplumun bunalım içinde olduğunu düşünür. Ona göre, teolojik ve askeri sıfatlarıyla belirginleşen bir toplum yapısı kaybolmakta ve bilimsel nitelikleri ağır basan bir toplum tipi ortaya çıkmaktadır. Geçmiş dönemlerin düşünce yapısı üzerinde teologlar ve din adamları egemen sınıfı oluştururken, modern toplumda bilim adamları ön plana çıkmaktadır. Üç hal yasasının son devresini oluşturan bu döneme Comte “pozitif dönem” adını verir. Ona göre insanlığın ulaştığı en son aşama olan bu dönemde bilim ve pozitif düşünce hâkimdir. Ayrıca Comte, bütün toplumların bilginin birikmesi sonucu aynı aşamalardan geçerek sonunda bilimsel düşüncenin karakterize ettiği pozitif devreye ulaşacaklarını savunur. Pozitivizme göre, ancak gözlemi ve deneyi yapılabilen olay ve olguların bilimi yapılır. Diğer bir ifadeyle bilim, olay ve olguların somut ve maddi görünümlerinin dışına çıkamaz. Olgu ve olaylar hakkında teolojinin, metafiziğin ve felsefenin açıklamaları, spekülâtif olduğu için, bunlar vasıtasıyla olguların yasalarını öğrenmek ve gelecek olayları önceden tahmin etmek mümkün değildir. Onun için bilimsel bilgi teolojik ve metafizik unsurlardan arındırılmalıdır. Ancak bu sayede pozitif döneme ulaşmak mümkün olabilir. Bu dönemde bilim, toplum hayatında belirleyici olacaktır. Fizik, kimya, astronomi ve biyolojide egemen olan determinizm ilkesi, toplumsal hayat için de geçerli olmalı, toplum hayatını düzenleyen kurallar bulunmalı ve bunlar determinist ilkelere dayandırılmalıdır. Böylece Comte’a göre pozitif bilim, sosyal hayatın kanunlarını bilerek ona egemen olmayı amaçlıyordu.

Comte’un aslında kendisiyle çeliştiğini görüyoruz. Çünkü Sosyal Statikte dini, toplumun temel unsurlarından biri olarak görüp varlığını aile ve devlet kurumlarıyla beraber koruyacağını söylüyor, pozitif döneme gelince dine ihtiyaç kalmadı diyor. Burada bir çelişkinin olduğunu görüyoruz. Esasında Comte, kurmayı tasarladığı pozitif toplumun pozitif bir dini olmasını gerektiğini savunmuştur. Çünkü görmekteyiz ki, O bu yeni dinin Pozitivist İlmihalini (Cathechisme Pozitiviste) bile yazmıştır.

Kaynak:

Özcan Güngör; Basılmamış Ders Notları

Niyazi Akyüz, İhsan Çapcıoğlu; Ana Başlıklarıyla Din Sosyolojisi

Marten Slattery; Sosyolojide Temel Fikirler

YORUM GÖNDER.