YAPISALCILIK VE POST YAPISALCILIK

Raulet ile Foucauld arasında geçen bir dialog ile Foucauld’un bu konudaki görüşlerinin bir sunumudur. O’na gör postyapısalcılığın kökeni,

Marksizm ile fenomenolojiyi birleştirmeye çalışma,yapısalcı düşüncenin belli bir yöntem olarak gelişmeye başladı. O burada yapısalcılığın fenomenooji ile yer değişiterek  marksizim ile partnerliğini gördü. Bu hareket fenomenolojiden marksizmedoğrugiden ve dil ağırlıklı bir hareketti.

 

Yapısalcılık ve post yapısalcılık söylem olarak isimlerinden de anlaşılabileceği gibi dikkatleri yapı üzerine yoğunlaştırmışlardır. Bu alanlarla ilgili çalışma yapanlar ilgilerini sosyal bilimler çerçevesinde toplamışlar, doğa bilimleri ile ilgili çalışmalara yönelmemişlerdir. Çalışmalar bilgi sosyolojisi bağlamında alışılmış özne-nesne ilişkisi çerçevesinde gelişmemiştir.

Yapısalcılığın ortaya çıkışından bahsetmek gerekirse; kaynaklarda Ferdinand de Saussure’nin dilbilim alanında yaptığı çalışmalar ilk çalışmalar olarak kabul edilmektedir. Daha sonraları Levi-Strauss, Saussure’in dilbilim çalışmalarını antropoloji disiplinine uyarlamış ve elde ettiği verileri çeşitli toplulukların çözümlenmesinde kullanmıştır.

Hem yapısalcılıkta hem de post yapısalcılıkta artsüremliliğin eleştirisi yapılmakta ve yapısalcılar ve post yapısalcılar bu artsüremlilik kavramının kendi içerisinde bir bağlar zinciri olduğuna katılmamaktadırlar. Kaynaklarda yapısalcılıkta “gösterilen” ön plana çıkarılırken, post yapısalcılıkta “gösteren” kavramına daha fazla önem atfedildiğine değinilmektedir. Bunlar çalışmada detaylı olarak incelenecektir.

 

 YAPISALCILIK

Yapısalcılık kavramı açıklanırken önce yapı ve o yapıyı meydana getiren olguları incelemenin daha doğru olacağı görüşü hakimdir. Bu noktadan hareketle kaynaklarda yapısalcılık gerçeği birer birer olguları açıklayarak değil, bu olgular arasındaki bağlantıyı açıklama yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yöntemden hareketle yapısalcılık tek tek olguları açıklamaya çalışmaz ve bu olguların tek tek anlamı olduğu konusuna eğilmez, bunun yerine yapının içindeki olguların birbirleriyle olan bağlantıları yoluyla anlam kazandıklarını savunur. Kaynaklarda yapısalcılıktan bahsedilirken bunun bir felsefi akım ya da öğreti değil bir yöntem olduğu konusu üzerinde durulmaktadır.

Yapısalcılık bir yöntemdir, bir öğreti değildir ancak öğretisel sonuçları çok olmuştur. Bir yöntem olduğundan uygulanabilirliği sınırlıdır ve efektif kullanılabilmesinden dolayı başka yöntemlerde içerisine dahil edilmiştir.Yapısalcılıkla ilgili kolaylıkla göze çarptığını belirttiği özellikleri şu şekilde sıralamıştır:

1- ele alınan nesnenin “kendi başına ve kendisi için” incelenmesi;

2- nesnenin kendi öğeleri arasında bir bağıntılardan oluşan bir “dizge” olarak ele alınması;

3- söz konusu dizge içinde her zaman işlevi göz önünde bulundurma ve her olguyu bağlı olduğu dizgeye dayandırma zorunluluğunun sonucu olarak, nesnenin artsüremlilik içinde değil, eşsüremlilik içinde ele alınması;

4-bunun sonucu olarak, köken, gelişim, etkileşim vb. gibi artsüremsel sorunlara ancak nesnenin elden geldiğince eksiksiz bir çözümlemesi yapıldıktan sonra ve bunların da eşsüremsel olgular gibi dizgesel olarak ele alınmalarını sağlayacak yöntemler geliştirildiği ölçüde yer verilmesi;

5- nesnenin “kendi başına ve kendisi için” incelenmesinin sonucu olarak, “doğaötesel” değil, “özdekçi” bir yaklaşım biçiminde tanımlanması;

6- bu yaklaşımın felsefesel, siyasal ya da sanatsal bir öğreti değil, tutarlı bir çözümleme yöntemi oluşturmaya yönelmesi, dolayısıyla erimcilikle hiçbir ilgisi bulunmaması.

Yapısalcılık yöntemini bir çerçeveye oturtmaya çalışırsak eğer: Yapısal metin analizi olduğunu söyleyebiliriz. Yapısalcılar incelenen yapıyı tekil öğelere ayırmamak gerektiğini, yapının sadece en küçük birimlerini ele almamak gerektiğini söylerler. Onun yerini yapıyı bütün bir sistem olarak, öğelerin örgütlenmiş bir biçimde bütün olarak ele alınması gerektiğini söylerler.

Yapısalcılık özelliklerini sıralamamız gerekirse:

  • Kesin bir bilme modeli öngörür,
  • Özellikle dilde yüzeydeki zenginliğin altında bütünlüklü bir yapı gösterilmeye çalışılır,
  • Kültürü insan pratiğinden soyutlar,
  • Kapalı metin kavramsallaştırmasına yaslanır,
  • Anlamlar üretildikleri kültüre özgüdür, ancak bunları üretme biçimleri tüm insanlar için evrenseldir.

Yapısalcılığı dilbilimin dışına ilk taşıyan, budunbilimci Levi Strauss’tur. Dilbilimine uygulanan yapısalcılık yöntemini toplumsal yapıyı çözümlemek için kullanmıştır.

Bunların yanında rus biçimcileri Todorov ve Propp’un anlatı türünde, yapısalcılığa önemli katkılar sağladıklarından kaynaklarda bahsedilmektedir.

 

 

Yapısalcığın Eleştirisi

Yapısalcılık belirli bir süre sonra düşünürlere yeterli gelmemiş ve çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Nitekim bu durum da post-yapısalcılığın ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Yapısalcılığın eleştirildiği konulardan bahsetmek gerekirse:

  • Aktörlerin mevcut yapılar içerisinde kendi tecrübelerini dayandırdıkları subjektif anlamların yeterince dikkate alınmaması,
  • Sosyal yapıların, nasıl olup da eylemlerin nedenini teşkil ettiklerini analiz ederken, aynı şekilde bu yapıların insan eylemleri tarafından nasıl üretildiğinin dikkate almaması,
  • Yapıya ya da sisteme vurgu yapılırken, her türlü eylenmcinin görmezden gelinmesi.
  • Toplumsal çatışmalar ve iktidar nosyonuna yer verilmemesi. Yapı olarak görülen dil ve kültüre belirleyicilik atfederek, idealist bir konuma düştükleri söylenmektedir.
  • Yapısalcı dilbilim kendisini sınırlandırırken, bağlamı da koda indirgemiştir. Alt birimler görmezden gelinmiş üst-dilsel yapı üzerinde durulmuştur.
  • Yapı zaman ve mekandan bağımsız olarak donmuşçasına incelenmiştir.

 

3.POST YAPISALCILIK

Post yapısalcılık yapısalcılığın yeniden yorumlanışıdır.

Bu görüşe göre tarih ve kültür, yapıları koşulandırıdığı için, yapılar yanlış yorumlanmalara ve önyargılara maruz kalabilir. Bilginin nasıl üretildiği temel sorunsalıdır. Tarihseldir. Kültürel kaynakların zaman içinde nasıl değiştiğine odaklanarak, aynı kavramlardan şimdi ne anlama geldiğini bulmaya çalışır. Benliğin de söylemlerle inşa edildiğini savunur. Anlam, gösteren(anlayan) tarafından inşa edilir.post yapısalcılar hiyerarşi içindebaskın olanın temel niteliği kavramını reddederler. Foucauld’un çalışmaları, felsefe, psikoloji, sosyoloji ve tarih gibi  disipler arrası bir düzlemde yapıslcılık ve post yapısalcılıkla organik bağları olan karmaşık bir oluşum gösterir. En temel duruşu ise özneyi merkeze oturtan teorilere aldığı tavırdır.

 

 

 

 

FOUCAULD’UN TEMEL DÜŞÜNCE VE KAVRAMLARI

 

BENLİK:

Foucauld’a göre benlik, söylem ve toplumsal konumları tanımlayan pratikler ve iktidar ilişkileri alanında oluşur. İktidar tarafından belirlenen benlik, çok parçalı ve çok kısımlıdır dolayısıyla birey, bilinçli kendini kontrol edebilen, içbütünlüğe sahip rasyonel bir varlık değildir. O’nun analizinde ‘dil’ en önemli unsurdur. Ona göre dil asla tarafsız ve masum bir araç değildir. Söyleler iktidar ilişkilerinin ifadeleridir ve bu ilişkilerle bağlantılı pratikleri ve konumları yansıtırlar. Söylemler belli kurallara uyan pratiklerdir.   Soykütük isetekniği ampirik verilere dayanarak yapılan düzenlerin yapılarının analizidir. Arşiv ise belli bir tarihin veya kültürün, geçmişinde bıraktığı bütün maddi ip uçlarının koleksiyonunu ifade eder. O’na göre iktidar ilişkiden başka bir şey değildir.iktidar üreticidir. İktidar en küçük seviyede sosyal ilişkilerde de vardır. iktidar biçimlerini üç gruba ayırır.

 

Kaynaklara baktığımızda Post-yapısalcılık önündeki post ekinden de anlaşılabileceği gibi yapısalcılık kavramına bir sonradan anlamı getirmektedir fakat bununla birlikte yapısalcılığa eleştirel bir yaklaşım olarak da karşımıza çıkmaktadır. Yapısalcı düşüncenin ilerlemesiyle birlikte oluşan mantıksal sonuçların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yapısalcılık gibi bu akımda Fransa’da ortaya çıkmıştır. Nasıl yapısalcılık dil çalışmaları ile ortaya çıktıysa post-yapısalcılıkta dil çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Post-yapısalcılığı bir akım olarak isimlendirmek daha doğru olacaktır çünkü post-yapısalcılığı belirli bir anlama ya da disipline indirgemenin yanlış olacağı çeşitli kaynaklarda vurgulanmaktadır. Derrida, Nietzche ve Heiddeger’in başlattığı özgün ve eleştirel bir akımdır. Post yapısalcılıkta belirli bir yöntemden bahsetmek oldukça zordur fakat Faucoult’un üzerinde durduğu ‘yapıbozum’ kavramının yapısal inceleme bakımından öne çıktığını görebiliriz. Post-yapısalcılar anlamın ve bilginin sabitlenmesine karşı çıkarlar.

Kaynaklarda yapısalcılık ve post-yapısalcılık akımlarının genel olarak kavram anlamlarının İşviçreli dilbilimci Saussure tarafından çizildiği belirtilmektedir. Bilindiği gibi Saussure’e göre dil, dil dışı gerçeklikle bağlantısı keyfi ve uzlaşımsal olan formel bir sistemdir ve bu sistem içindeki terimler anlamını sistem içinde bulundukları yerden aynı zamanda olanaklı başka konumlar bulunabilirken bu konumlarda bulunmamasından alır. Bazı kaynaklarda bu durumdan terimin biricikliği olarak da söz edilmektedir.

Post-yapısalcı yaklaşım sadece bir yaklaşım olmaktan öte dilbiliminden yazım kuramına, toplumbilimden insan bilimine, ruhbiliminden göstergebilime kadar birçok disiplini bir araya getiren bir düşünme biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten kaynaklarda da post yapısalcı yaklaşımın temel çıkış noktalarından biri başta felsefe olmak üzere disiplinler arası sınırların kaldırılıp, bu disiplinlerin ötesinde bir söylem yaratımı oluşturmaktır.

Çeşitli kaynaklarda post-yapısalcılık ile ilgili değişik yaklaşımlar göze çarpmaktadır fakat isminden anlaşılabileceği gibi yapı itibariyle içinde yapısalcılığa yönelik önemli eleştiriler taşımaktadır. Post-yapısalcı düşüncenin en önemli tartışma alanları modern düşünceye olan itirazı ve insan aklı hakkında şüpheleri olduğunu ifade etmesidir. Nitekim Frankfurt okulu da aydınlanmacı mirasa şüpheyle yaklaşmaktadır. Yalnız Frankfurt okulunun akla yönelik eleştirisi insan aklının çalışma durumu itibariyle şüphe duyulabilitesi olmasından ziyade, aklın çarpıtılması ve yozlaşması üzerinedir. Aydınlanma eleştirisi Frankfurt okulundan sonra post-yapısalcı düşünce tarafından devam ettirilmiştir. Fakat Frankfurt okulu akıl ile ilgili şüpheleri olduğunu belirtmiş post-yapısalcı düşünce ise akıl ile ilgili birçok şeyi reddetmesi sebebiyle konuya radikal bir yaklaşım getirmiştir.

Post-yapısalcılık, genel itibariyle disiplinler arasılığı reddetmekte disiplinler ötesi bir kavram olarak kendisini konumlandırmaktadır. Post-yapısalcılık, yapısalcılığın aksine dilin tam olarak ele alınamayacağından bahsetmektedir. Bu post-yapısalcılığın temel vurgusudur.: Dil toplumsal hedeflerin hizmetine koşulabilse de, asla bu hedeflerle özdeşleştirilemez ve asla salt ideolojik bir şey olarak nitelendirilemez. Dil toplumsal olarak kontrol edilen bir olgu olarak karşımıza çıkmakta, gündelik davranışların ve düzenin bir aracı olarak kullanılabilse de; kendini ele geçirmeye çalışan düzenlemelerden kaçınır ve onları yıkma eğilimine girer. Fakat bu toplumsal düzenlemelerin dil karşısında etkilerini zamanla kaybedeceklerine yönelik bir tablo ortaya koyulmaktadır.

 

Post-yapısalcılık kavramının temel tezlerinden bahsetmemiz gerekirse

 

  1. Tarih ve kültürün yapıları koşullandırdığından “yapıla­rın”, yanlış yorumlara ve önyargılara maruz kaldığını ileri sürer,
  2. Dolayısıyla bir nesneyi anlamak için hem nesnenin ken­disini hem de bu nesneyi üreten bilgi sistemleri bir arada incelenmelidir. Bu bağlamda Post-yapısalcılık, bilginin na­sıl üretildiğini temel araştırma sorunsalı olarak kabul eder,
  3. Post-yapısalcılık, yapısalcılığın aksine arkeolojiktir; kül­türel kavramların zaman içinde nasıl değiştiğine odakla­narak aynı kavramlardan şimdi ne anlaşıldığını bulmaya çalışır. Örneğin Foucault’un Deliliğin Tarihi adlı eseri, delilikle ilgili kültürel tutumların bir tarihidir,
  4. Post-yapısalcılar “benliğin” ayrı, tekil ve tutarlı bir varlık olduğu görüşüne katılmazlar. Aksine birey, birbiriyle çatı­şan bilgi hükümleri (toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf, kariyer vb gibi) arasındaki gerilimlere sahiptir. Dolayısıyla bireyin benlik algısı onun nesnelerin anlamlarını yorumlamasın­da kritik bir rol oynar. Her ne kadar farklı düşünürlerin benlik hakkındaki görüşleri farklılaşsa da post-yapısalcılarda benliğin söylemlerle inşa edildiği görüşünü sıklıkla pay­laşılır,
  5. Bir metin yazarının amacı, okuyucu için ikincildir. Post-yapısalcılar bir metnin tek bir amacının, anlamının ve tekil bir varoluşa sahip olduğu fikrini reddederler. Her birey; herhangi bir metinle ilgili olarak yeni ve bireysel amaç, anlam ve varoluş yaratabilir. Anlam, yani gösterilen, birey tarafından; yani gösteren tarafından inşa edilir. Böylelikle, gösterilen gösterenin önceliğine göre konuşur. “Yapısalcı­lık, doğruluğu metnin ‘arkasında’ ya da ‘içinde’ görürken post-yapısalcılık okuyucu ile metnin karşılıklı etkileşimini üretkenlik olarak görmektedir. Dolayısıyla post-yapısalcılıkta bir kültür nesnesinin ne anlama geldiğini anlamada, onun belli değişkenlerle (örneğin kimlik bağlamında) olan ilişkisinin analizi büyük önem arz eder.
  6. Post-yapısalcı metin analizlerinde okuyucu, yazarın yeri­ni alır. Bu yer değiştirme yazanı merkezden alma olarak değerlendirilir; böylelikle yazara sabitlenmeden diğer an­lam kaynakları da araştırılır (farklı okuyucular, kültürel normlar ya da diğer metinler bağlamında). Bu alternatif kaynakların birbirleriyle tutarlılık göstermeleri de gerek­mez.
  7. Post-yapısalcılar, hiyerarşi içinde “baskın olanın temel ni­teliği” kavramını reddederler. Daha ziyade amaçları, bu ilişkileri analiz ederken baskın olan ile itaat eden arasın­daki bağımlılığı açığa çıkarmaktır. Bu ilişkileri anlamanın tek yolu, tekil anlamlar illüzyonunu üreten bilgi sistemle­rini ve kabullerini “yerinden çıkarmak”tır.

Post-yapısalcılığın özellikleri:

– Farklı özne konumları vurgulanır. Bu nedenle post-yapısalcılık tarihsicidir.

  • Dilde yüzeydeki zenginliğin altında bütünlüklü bir yapı olduğu kabul edilmez ya da bunun dışına çıkma olanakları ortaya konulmaya çalışılır.
  • Bütün belirleyicilik şekillerinin reddidir.
  • Doğrunun görecelileştirilmesine çalışılır. Çünkü özne tutarsızdır.
  • Evrensel bir doğrunun aranmasına girişmezler.
  • Sabit dil yapıları ve kapalı metin yerine açık metin, öznenin metinle karşılaştığı an, çoklu anlam pratikleri, çelişkileri parçalılık, şüphecilik, metinlerarasılık öngörülür.
  • Post-yapısalcılık kapalı bir sistem kurmayı mantıksal olarak olanaksız görür. Buradan hareketle söylemsel özdeşliklerin alt üst edilme mantığına yöneltir ilgisini.
  • Post-yapısalcılığın, yapılsalcılığın bütünüyle karşısında mı olduğu yoksa onun doğal bir uzantısı mı olduğu tartışmalı bir konudur. Bu nedenle bazı araştırmacılar “yeni yapısalcılık” terimini kullanmayı yeğlerler.
  • Yapısalcılığın aksine hiçbir dizgenin özerk ya da kendine yeter olamayacağını savunurlar.

Faucoult’u post-yapısalcılık başlığının altına almamıza rağmen kesin bir sınırla nerede durduğunu tarif etmek pek mümkün görünmemektedir. Foucoult fenomolojik bir yaklaşımdan hoşlanmaz çünkü fenomoloji aşkın öznenin bilgiye ulaşabileceğini kabul etmektedir ki Faucoult buna pek sıcak bakmaz. Çünkü aşkın öznenin bilgisine duyulan güven bir lidere, bir merkeze, bir otoriteye işaret edebilmekte ve özneye tek başına anlam yükleyebilmektedir. Öznenin tek başına değer kazanması ne yapısalcıların ne de post-yapısalcıların kabul ettiği bir şey değildir.

Faucoult’a göre her çağın kendine özgü bir ‘episteme’i vardır ve bundan hareketle bilgi doğru ya da yanlış olmak zorunda değildir. Bilgi ancak ‘episteme’in sınırları içerisinde belirir.Faucoult’a göre bilgi, iktidar ilişkilerinde olduğu gibi güce dayalı bir ilişki biçimiyle ortaya çıkmaktadır. Kaynaklara baktığımızda Faucoult’un uzun uzadıya iktidar ve bilgi ilişkisi üzerinde durduğu görülmektedir. Faucoult iktidar biçimlerinin bilginin oluşmasında şekil verici bir aksiyonu olduğunu vurgulamış ve iktidarın bilgiyi belirlediğini öne sürmüştür. Bunun yanında Faucoult bilginin akılda bağımsız ve güvenilir bir yeri olmadığını da ekler.

Faucoult eserlerinde bir tarihçi gibi düşüncenin zaman içindeki ‘artzamanlı’ gelişimini yazarken yani düşünce tarihinden bahsederken buna karşın yapısalcı çalışmaların düşünce dizgelerine yaklaşırken ‘eşzamanlı’ zaman dilimlerinin dışında bir zaman ortaya koyamaması yapısalcı gibi görülme yanılgısına düşülmesine neden olabilmektedir fakat konuyla ilgili bilgimiz arttıkça neden post-yapısalcılık başlıklarının altında isminin bulunduğu açıklamalarda göze çarpmaktadır.

Kaynaklarda Faucoult’un post-yapısalcı felsefeye yaptığı en büyük katkının iktidarın soy kütüğünün çıkarılmasına yönelik yaptığı çalışmalardır. Faucoult çalışmasında bir ‘episteme’ den bir başkasına geçişin nedensel etmenlerinden bahsetmiş ve bu durumun iktidarla ilişkisini ortaya koymuştur. Faucoult’un anlattığı biçimiyle iktidarın yapısalcılığın genel çerçevesinin dışına çıkan gözlemleri şu şekildedir:

  1. İktidar üretkendir; belli bir dizgenin getirdiği sınırlamalara bağlı olarak yalnızca baskın ya da dışlayıcı bir gücü dışa vuruyor değildir; yeni bilgi bölgeleri ile yaşam pratiği alanları da yaratmaktadır;
  2. İktidar, tek bir denetim merkezi içine yerleştirilebilir bir şey değildir; toplumsal dizgenin bütününe sayısız yerel güç alanlarıyla yayılmış durumda bulunmaktadır. Söz konusu alanlar birbirleriyle etkileşim içindedirler ama hiçbir durumda kendi içinde bütünlüklü, dolayısıyla da birleşik bir iktidar rejimi oluşturmazlar;
  3. İktidar, bilgi dizgelerinden ayrılamayacak denli onlarla iç içe geçmiş olsa da, bu tür dizgeler içindeki gösterilenler arasındaki oyundan çok daha fazla bir şeydir; bir bedenin bir başkası üzerindeki belirleyici eylemidir. Faucoult’un bilgi ile iktidar arasındaki ilişkiye yönelik çalışmaları, pek çok konuda sunduğu düşünsel olanaklar bir yana, özellikle modern toplum denetim yöntemleri üzerine düşünmek için son derece üretken yollar sunmaktadır.Yapısalcılara göre, ‘dil’i anlam ve açıklamadan ayırırken Faucoult, dilin ne olduğu sorusuna, anlam, öz ya da biçim olarak karşılık vermez. Bir söylemin varlık şartlarına yoğunlaşan Faucoult’a göre söylem, iktidarın aracı ve sonucu olabileceği gibi, aynı zamanda karşıt bir strateji için engel veya çıkış da oluşturabilecek karmaşık ve istikrarsız bir bütündür de.
  4. Zeliha Bengü Ayata
  5. Aybü İİF

 

 

YORUM GÖNDER.