Modernite

  Modernite 

Modernite kavramının kökeni ‘hemen şimdi’ anlamına gelen ‘modo’ kelimesinden türemiştir. Şimdi ile geçmiş arasına bir çizgi çeken bu kavram yeni bir dönemi, özlenen bir gelecek tasavvurunu içerisinde barındırır. Modern denilen dönemin tam olarak ne zaman başladığına ve ne tür özellikler barındırdığına dair genel bir kabul yoktur. Ancak kentleşme, sanayileşme ve ussallaşma kavramları, modern dönemin başlıca nitelikleri olarak görülmektedir. Sayılan nitelikler ile birlikte modern dönemin en önemli özelliklerinden birisi Max Weber’in ‘büyü bozumu’ olarak tanımladığı (geleneksel toplumda ki büyü ve kutsallığa olan inancın zayıflaması) özellikle ussallaşma ve teknolojinin etkisiyle Tanrı merkezli bir doğa anlayışından insan merkezli bir doğa anlayışına geçiş; Kutsal’ın merkezden çıkarak yerini insana bırakması olarak ifade edilebilir.

Modern dönemin başlangıcının tayinine dönük tartışmaların varlığı ile birlikte 16. ve 17. yüzyılda bir grup aydının çalışmaları ile başladığı kabul edilen modernite, Aydınlanma sürecinin bir devamı olarak Batı toplumlarını daima ilerleme mottosu ile doğaya hakim olmaya ve varoluşsal yönüyle insanın, ihtiyaçlarına nazaran ikinci plana indirgendiği siyasal, ekonomik ve toplumsal anlamda faydacı bir dünya görüşü oluşturmaya sevketmiştir. Bu yeni dünya görüşünde geleneksel toplumdan farklı olarak zaman, seküler; mekan ise profan olarak düşünülmüştür. Zaman ve mekan, ilerlemeci ve evrimsel kurgu ile bölünmüş çizgisel bir tarih anlayışına göre tasarlanmıştır.

Modern bakış açısı fiziki dünyayı ve bilgiyi temel almakta dini ve metafizik bilgiyi reddetmektedir. Geleneksel düşüncede kabul edilen fizik ve metafizik bilginin aynı kaynaktan beslendiği düşüncesi kabul edilmeyerek geleneği ve yerli olanı dışarıda bırakmıştır. Varlığı, insani deneyimlere indirgeyen modern düşünce, akıl ve bilimin rehberliğinde felsefi anlamda köklü bir devrim gerçekleştirmiştir. Bu dönemi Weber teknik bilginin insanı egemenliğine alması noktasında demir kafes metaforu ile betimler. Bu kafes insan yaşamını çevreleyen modern çizgilerden oluşmaktadır.

Modern düşüncenin temsilcileri aydınlar, kendilerini antik rejim olarak adlandırdıkları geleneksel düşüncenin onarıcıları ve Yeni Dünya’nın mimarları olarak adlandırmışlardır. Bu aydın grubunun eserleri ve kitapları kutsal metinlerin yerine geçerek modern dünyanın anlaşılmasında başvuru kaynağı haline gelmiştir. Özellikle Newton’un nedensellik üzerine çalışmaları modern düşüncenin fizik merkezli anlayışını kuvvetlendirmiştir. Modern dönem aydınlarına göre modernite, insan düşüncesinin ilerlemesi, özgürlük ve eşitlik, modern ulus devletlerin inşası ve aklın kazandığı zaferi temsil etmektedir. Bu temeller üzerinde yükselen modern Avrupa; hümanizm, sekülerlik, usçuluk ve demokrasi değerleri üzerinden modern Batı uygarlığını temellendirmiştir.

Modernite, geleneksel toplumun değişim korkusunun aşıldığı ve devrim niteliğinde kökten değişimlerin yaşandığı bir dönemi kapsar. Geleneksel kurumlar değişecek ve yerlerini modern kurumlar alacaktır. Bu değişimin Avrupa’da başlaması ve gerçekleşmesi Avrupa dışında yaşayan toplumlara karşı geri kalmış toplumlar imajının ortaya çıkarılmasına neden olmuştur. Değişimi yakalayamayan geleneksel toplumlar, modern düşünce açısından ‘modernleştirilmek’ zorunda olan yapılar olarak tasvir edilmiştir. Modernliğin bu tek tipçi yapısı, Batı dışında kalan toplumları kalkınma ve sanayileşme kavramları üzerinden biçimlendirmenin yollarını aramıştır. Ancak modernite, sadece ekonomik yönü olan bir süreç olmadığından yapılan şey bir anlamda kültür aktarımını da içermektedir. Modernizm düşüncesinin Batı dışı toplumlara demokratikleşme, bürokratikleşme, akılcılaşma, kentleşme süreçleri ile toplumsal değişimi içerecek şekilde aktarımının gerçekleşmesi hedeflenmiştir.

Mehmet Emin Sarıkaya

AYBÜ/ İslami İlimler Din sosyolojisi Araştırma Görevlisi

 

YORUM GÖNDER.