<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Özer | Din Sosyolojisi</title>
	<atom:link href="https://dinsosyolojisi.com.tr/author/mustafaozer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dinsosyolojisi.com.tr</link>
	<description>Din Sosyolojisi Hakkında</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Mar 2020 21:25:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.3.18</generator>

<image>
	<url>https://dinsosyolojisi.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/favicon1.png</url>
	<title>Mustafa Özer | Din Sosyolojisi</title>
	<link>https://dinsosyolojisi.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toplumsal Dayanışma &#8211; Emile Durkheim</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-dayanisma-emile-durkheim/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-dayanisma-emile-durkheim/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[emile durkheim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Dayanışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6486</guid>
				<description><![CDATA[<p>EMİLE DURKHEİM VE  TOPLUMSAL DAYANIŞMA Durkheim ’a göre sosyolojinin amacı: Toplumu koruyacak koşulları belirlemektir. Toplum Durkheim ’a göre özünde korunması ve doğal yollardan gelişmesi gereken ahlaki bir gerçekliktir. Sosyolojinin geçmişte ve günümüzde uğraş alanı olduğu şey toplumsal düzen Durkheım’ın söylemiyle Toplumsal Dayanışma problemidir. Durkheım’ın böyle bir problemle uğraşma nedeni, yaşadığı dönemde meydana gelen siyasal karışıklıklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-dayanisma-emile-durkheim/">Toplumsal Dayanışma – Emile Durkheim</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>EM</em><em>İ</em><em>LE DURKHE</em><em>İ</em><em>M VE</em>  TOPLUMSAL DAYANIŞMA</p>
<ul>
<li><strong><em>Durkheim ’a göre sosyolojinin amacı:</em></strong><strong> Toplumu koruyacak koşulları belirlemektir. Toplum Durkheim ’a göre özünde korunması ve doğal yollardan gelişmesi gereken ahlaki bir gerçekliktir.</strong></li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Sosyolojinin geçmişte ve günümüzde uğraş alanı olduğu şey toplumsal düzen Durkheım’ın söylemiyle Toplumsal Dayanışma problemidir. Durkheım’ın böyle bir problemle uğraşma nedeni, yaşadığı dönemde meydana gelen siyasal karışıklıklar ve kentsel ayaklanmaların yaşanması olabilir.</strong></li>
<li><strong>Durkheim’ın çalışmaları genellikle, toplumsal düzenin nasıl kurulduğu ve varlığını nasıl sürdürdüğü, özellikle yoğun ve hızlı bir değişme döneminin ardından nasıl yeniden kurulduğu, kırsal toplulukların kitlesel sanayi-kent toplumlarına doğru nasıl evrimleştiğinin analizi yapma yönündeydi.</strong></li>
<li><strong>Durkhem’ın ilk temel eseri Toplumda İş Bölümü’nü toplumsal dayanışma konusuna ayırdı:</strong></li>
</ul>
<p>Durkheım geleneksel toplumların basit sosyal yapılarını modern toplumların karmaşık iş bölümüyle karşılaştırmak ve analiz etmek için iki toplumsal düzen biçimine ayırdı. Bunlar;</p>
<p><em>-Mekanik  Dayanışma</em></p>
<p><em>-Organik Dayanışma</em></p>
<ul>
<li>Geleneksel toplumlarda ilişkiler özellikle yüzyüze veya mekaniktir. İş bölümü çok basittir. İnsanların çoğunluğu genellikle aynı işi yapar. İnsanlar genellikle ya avcıdır veya çiftçidir.</li>
<li>Mekanik Dayanışmalı toplumlarda, ortak hayat tarzı, herkes tarafından bilinen ve uygulanan ortak adetler vardır.</li>
<li>Durkheim&#8217;ın ‘consdence collective&#8217; olarak adlandırdığı temel ortak bir konsensüs vardır: bu terim genellikle &#8216;ortak bilinç&#8217; veya kollektif bilinç&#8217; olarak çevrilir ve toplumsal dayanışmanın üzerine kurulduğu ve bireylerin davranışlarını düzenleyen ve kontrol eden ortak bir ahlâk veya değerler topluluğunu çağrıştırır, Mekanik toplumlarda kollektif bilinç tamamen hâkim konumdadır. Bireyselliğe çok az yer verilir. Toplumsal farklılıklar çok azdır. Özel mülkiyet kavramı neredeyse hiç yoktur.</li>
<li>Mekanik toplumlarda, bireylerde meydana gelen bireysel sapmalara şiddetle karşı çıkılır.</li>
</ul>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/red.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1272" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/red-300x143.jpg" alt="" width="300" height="143" /></a></p>
<p>Toplumlar gelişip modernleşirken, sanayi ekonomileri ve iş bölümleri gelişir ve insanlar kırdan kente göç etmeye başlarlar ve mekanik dayanışma topluma dar gelmeye başlar. Farklı meslekler, hayat tarzları ortaya çıkar ve benzerlikler farklılaşmaya, homojenlik heterojenleşmeye başlar.</p>
<p>Kollektiflik yerini bireyselliğe bırakır. Ortak mülkiyet yerine özel mülkiyet alır. Toplumcu sorumluluk yerine bireysel haklar ,ortaklaşalık yerine sınıf ve statü farklılıkları geçmeye başlar.Güç ve otorite aile ve kiliseden hukuk ve devlete geçer.</p>
<p>Durkheim için organik dayanışmanın özünü kompleks iş bölümü oluşturur. Durkheım’a göre, modern ekonomik toplumların temelini, karşılıklı ekonomik bağlılığın yanı sıra ,kaşılıklı çıkar, hayata kalabilmek ve başarı sağlayabilmek için karşılıklılık ve iş birliği oluşturur.</p>
<p>Durkheım’a göre: mekanik toplumlarda birey ve kollektif bilinç gerçekte aynı şeyi anlatırken, organik toplumlarda ikisi birbirinden farklı şeylerdir ve çoğu kez çatışma içindedir. İki temel toplumsal düzen tipi ve buna bağlı olarak iki temel ahlak belirleyen Durkheim, mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçişi bilimsel olarak gözlemleyip ölçmeye çalışmış ve bunu yaparken de araç olarak hukuku kullanmıştır.</p>
<p>Ahlaki olgular kolayca gözlemlenemezken, hukuk kuralları ahlaki değerlerin biçimsel bir ifadesi oldukları için ölçülebilirler. Her yasa yaptırım içerir ve Durkheim iki zıt yaptırım biçimi belirler:</p>
<ol>
<li>Özgürlüğünü veya hayatını kaybetmek gibi ceza ve acı içeren cezalandırıcı yaptırımlar: Durkheim’a göre cezanlandırıcı yaptırımlara dayalı hukuk kuralları geleneksel toplumlara hakim olan temel güçlü kollektif bilinç tipini yansıtır.</li>
<li>Yurttaşlık hukuku ve genel hukukta olduğu gibi, cezadan ziyade uyumu içeren, meseleleri ihlal edilmeden önceki haline getirmeyi amaçlayan yaptırımlardır. Bu hukuk daha modern toplumların organik dayanışmanın ve onların sözleşmeye dayalı ihtiyaçlarının yansımasıdır.</li>
</ol>
<p>KAVRAMSAL GELİŞİM</p>
<ul>
<li>Toplumsal dayanışma kavramı Durkheım’dan sonrada işlevselci yazıların ana temasını oluşturur. Durkheim’ın toplumsal değişmenin nedenleri, etkileri ve kaynakların bilimsel analiz etme ve gözlemleme girişimi, anomi, intihar ve din üzerine birçok araştırmaya ilham kaynağı olmuştur.</li>
<li>Durkheım’ın İntihar çalışması, toplumsal dayanışma ve anomi analizinin somut örneğidir.Ona göre intihar oranları toplumsal dayanışmayla ters orantılıdır.T oplumsal dayanışma düzeyi düştükçe intihar oranları yükselir.</li>
<li>Sağlıklı toplum dayanışmanın yüksek olduğu ve hastalıklı toplum da anominin kargaşaya yol açtığı ve toplumsal düzenin işleyişinin bozulduğu toplumdur. Ona göre, devlet görevlilerinin rolü doktorunkine benzer. İyi bir hijyen ortamı sağlayarak hastalığın ortaya çıkmasını engellemek veya hastalık ortaya çıktığında onu tedavi etmeye çalışmak.</li>
<li>Durkheım: yapıya ve toplumsal düzenin işleyişine değil, toplumun temel ahlaki düzenine ,bireysel davranışı belirleyen kurallar sistemine odaklanır.</li>
</ul>
<p>Durkheım’ın toplumsal dayanışma kavramı ve bu kavramın sosyolojik teori ve araştırmada kullanma biçimi eleştirilmiştir. Yapılan eleştiriler  şunlardır:</p>
<ul>
<li>Durkheım bütün toplumların aynı evrimci yolu izleyeceklerine inancı vardır. Bu inanç toplumsal ve tarihsel olarak geçersizdir.</li>
<li>Toplumsal dayanışma kavramı toplumsal düzeni analiz etmek için temel bir çerçeve sağlasa bile, toplumsal değişme ve çatışmayı açıklayacak derinlikte değildir.</li>
<li>Durkheım ayrıca organik dayanışmayla karşıtlık içindeki mekanik dayanışmayı ölçecek bir temel ararken, cezalandırıcı ve iade edici hukuk arasındaki aykırılıkları abartığı için de eleştirilmiştir. Onu eleştirenler: çoğu modern devletin kendi otoritesini güçlendirmek ve bireysel hakları baskı altına almak için büyük ölçüde cezalandıcı hukuk kurallarına başvurmalarını örnek göstermişlerdir.</li>
</ul>
<p>Bütün yapılan eleştirilere rağmen Durkheım, sosyolojiyi saygın ve saygıdeğer bir disiplin haline getirmiştir.19.yy’da sosyolojinin doğuşuna yardımcı olan üçlüden birisi olmuştur.</p>
<p><em>Kavram Martin Slattery&#8217;in, (2007, Sosyolojide Temel Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Sentez Yay: Bursa) kitabından özetlenmiştir.</em></p>
<p>Hazırlayan: Sema Çınar</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-dayanisma-emile-durkheim/">Toplumsal Dayanışma – Emile Durkheim</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-dayanisma-emile-durkheim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Bürokrasi &#8211; Max Weber</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/burokrasi-max-weber/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/burokrasi-max-weber/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:34:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Dayanışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6482</guid>
				<description><![CDATA[<p> BÜROKRASİ MAX WEBER(1864-1920): Max Weber, sosyolojinin kurucu babalarındandır. Weber, düşünsel ilgilerinin sentezini yapmak amacıyla sosyolojiye yönelmiş ve 1902 yılında Alman Sosyoloji Derneği’nin kurucularından birisi olmuştur. Weber, sosyolojinin toplumsal eylemler üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanır. Weber’e göre, bireyler özgürce eyleme ve geleceği biçimlendirme gücüne sahiptir. Protestan Ahlakı ve Kapitalizm’in Ruhu adlı eserini 1905 yılında yazmış ve Ekonomi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/burokrasi-max-weber/">Bürokrasi – Max Weber</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong> BÜROKRASİ</strong></p>
<p><em>MAX WEBER(1864-1920):</em></p>
<p>Max Weber, sosyolojinin kurucu babalarındandır. Weber, düşünsel ilgilerinin sentezini yapmak amacıyla sosyolojiye yönelmiş ve 1902 yılında Alman Sosyoloji Derneği’nin kurucularından birisi olmuştur.</p>
<p>Weber, sosyolojinin top<em>lumsal eylemler </em>üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanır.</p>
<p>Weber’e göre, bireyler özgürce eyleme ve geleceği biçimlendirme gücüne sahiptir.</p>
<p>Protestan Ahlakı ve Kapitalizm’in Ruhu adlı eserini 1905 yılında yazmış ve Ekonomi ve Toplum adlı çalışmasını tamamlayamadan 1920’de zatüreden ölmüştür.</p>
<p>Weber’in sosyolojik analizi, hem kendi döneminde ve daha sonra özellikle 70’lerden sonra Marx’ la tartışmasnın önemli bir kısmına temel oluşturdu.</p>
<p>Weber’in sosyolojik teoriye katkısı çok büyüktür. Weber; Modern devlet, kapitalist toplumlarda sınıfın doğası analizi,s osyolojik felsefe ve yöntem, toplumsal eylem ve ideal tipler üzerinde çalışmalarda ve tartışmalarda bulunmuştur.</p>
<p>Weber’in kapsamlı ve karşılaştırmalı analizi onun din, bürokrasi ve özelde kapitalizm üzerindeki çalışmaların temelini oluşturur.</p>
<p>FİKİR</p>
<p>Weber, bürokrasi üzerine yazılarında, modern sanayi toplumunun temel özelliklerini belirlemeye ve Batı kapitalizminin temel ruhu ve dinamiğini kavramaya çalışır.</p>
<p>Weber’in <em>ideal tip</em> olarak klasikleşmiş bürokrasi analizi, gelişmiş sanayi toplumlarının karakteri ve sosyolojik araştırmanın doğası konusundaki üç temel görüşünün somut uygulamasıdır:</p>
<p>Kapitalist-kominist- sanayi toplumlarının temel özelliği olarak rasyonelleşme eğilimi, eylem ve planlama biçiminin değişimi. Bürokratikleşme sanayileşmiş güce, örgütlü bir topluma doğru genel gelişme eğiliminin klasik örneğidir. Biz organizasyonlar içinde doğmakta, organizasyonlar içinde eğitilmekte ve çoğumuz hayatımızın büyük bir kısmını organizasyonlar için çalışarak geçirmekteyiz. Boş zamanlarımızın çoğunu organizasyonlara ödeme yaparak, onlar içinde oynayarak ve dua ederek geçirmekteyiz. Çoğumuz bir organizasyon içinde ölmektedir ve gömülme zamanı geldiğinde bütün bu organizasyonların en büyüğünün -devletin- resmî iznini almak zorundayız.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/Burokrasi.jpeg"><img class="alignnone wp-image-1275" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/Burokrasi-300x171.jpeg" alt="" width="379" height="216" /></a></p>
<p>Modern toplumda güç rasyonel bir temele sahiptir. Weber’e göre; modern toplumun temelini hukuki otorite, insanlardan ziyade yasalar tarafından yönetilme oluşturur. Bürokrasi bu kişisel olmayan tarafsız gücün bir örneğidir. Bürokratlar önyargı ve tutkulardan uzak davranırlar, kanunları herkese eşit uygularlar ve kendileri de daha üst olan hükümete tabiidirler. Weber’e göre, günümüzdeki memurlar, görevi ne olursa olsun sadece büro içinde kendi altlarına uygulamada bulunabilirler, büro dışında böyle bir hakları yoktur. Büro dışında hiçbir meşru güce sahip değillerdir. Büro içerisinde üstlerinden gelen emirlere uyan ve itaat gösteren hizmetkarlardır.</p>
<p>Sosyolojik analiz ve karşılaştırmanın temeli olarak ideal tiplerle ilgili modelleri kullanma.</p>
<p>Weber<em> ‘bürokrasi’yi</em>, büyük çapta idari görevler ve örgütsel hedeflere ulaşmak için, çok sayıda bireyin çalışmasını rasyonel bir biçimde koordine etmek amacıyla tasarlanmış hiyerarşik örgütsel bir yapı olarak tanımlar.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/illusion_of_democracy.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1276" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/illusion_of_democracy-300x287.jpg" alt="" width="300" height="287" /></a></p>
<p>Weber ideal veya saf bürokratik tipin 5 özelliğinden bahseder:</p>
<p>Uzmanlaşmış bir iş bölümü. Her alanda, her memur açıkça tanımlanmış bir sorumluluk alanına sahiptir.</p>
<p>Her alt düzey memurun kendinden daha üst konumda olan memurun kontrol ve gözetimi altında olduğu bir hiyerarşi bulunmaktadır.</p>
<p>Memurların eylemini düzenleyen ve onların güçlerinin sınırlarını kesin olarak çizen düzenlemeler yönetimi vardır. Bu yönetim, çalışanlarını sıkı bir disipline zorlar ve merkezi denetimi dayatır.</p>
<p>İdeal memur, kişilere veya kendi duygularına aldırmadan, sadece kurallara uygun yaşar.</p>
<p>Göreve atanan memurların seçiminde ve memurların terfiinde liyakat ön plandadır.</p>
<p>Özel ve resmi gelir ve hayat birbirinden ayrılır. Resmi faaliyeler özel hayattan ayrıdır.</p>
<p>Weber’e göre bu özellikler, modern bürokratik örgütlenmeyi rüşvet, adam kayırma ve kişisel iltimasın bol olduğu önceki yönetim biçimlerinden ayırır.</p>
<p>Weber’e göre bu sistem, kişisel ilişkiler ağına değil de bir görevler hiyerarşisine dayandığı için en etkili ve teknik bakımdan en üst organizasyon biçimidir.Bürokrasi Weber’e göre kişisellikten arındıkça daha etkili hale gelecektir. Böylece mevcut görevlilerin yerini yeni memurlar topluluğu alacağı için sistem önceki gibi işlemeyi sürdürecektir.</p>
<p>Weber’in bürokrasi analizi aynı zamanda güç ve otorite analizidir. Geçmişte otorite gelenek ve kişiliğe dayanırken, modern otorite Weber’e göre, rasyonelliğe, hukukun tarafsız gücüne ve uzman kişilerin üzerinde birleştiği kurallara dayanır.</p>
<p>Weber, bürokrasiyi en saf ve en etkili hukuki otorite, yönetim ve siyasal kontrol biçimi olarak görmüştür. Çünkü geleneksel otoriteye göre daha disiplinli ve güvenilirdir.</p>
<p>Weber’in babası tanınmış bir bölge avukatı ve liberal bir siyasetçiydi. Bu durum Weber’in rasyonelleşme araştırmasında ve devlet ve bürokrasiye hayran olmasında etkili olmuştur. O liberal demokrasiye inanmış, fakat doğrudan demokrasiyi veya halk iradesi düşüncesini tamamen reddetmiştir. &#8220;İnsanın insan üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan bütün idealler ona göre &#8216;ütopya&#8217;dır.</p>
<p>KAVRAMSAL GELİŞİM</p>
<p>Bürokrasi, modern toplumun temel bir boyutu ve gerçeğidir. Büyük bürokrasilerden bir bölümü kamu sektöründedir. Ancak halk kitlesinin tüketim ihtiyaçlarını karşılamaya ve karlarını yeterince artırabilmek için maliyetleri düşürmeye  çalışan özel sektörler bile büyük ölçüde bürokratikleşmiştir.</p>
<p>Weber’in idal tip bürokrasisi modern bürokrasinin temel özelliklerini belirlemek ve açıklamak için tasarlanmıştır.</p>
<p>Bürokratik Etkililik</p>
<p>Weber’in bürokrasisine karşı pek çok yazar ideal tipin idari zayıflıklarını vurgulamıştır. Bürokrasiler yeni koşullara, yeni inisiyatiflere hızlı ayak uydurabilme yetersizlikleriyle dile düşmüşlerdir. İdeal tipin idari zayıflıklarını vurgulayan bazı kişiler ve düşünceleri şöyledir:</p>
<p>-Robert Merton: bürokrasinin olumsuz işlevi olduğunu düşünür. Özellikle bürokratların kurallar ve düzenlemelere kölece bağlılıkları, tutuculukları, değişme korkuları ve vatandaşlara karşı remi tutumlarına işaret eder.</p>
<p>-Peter Blau: yapmış olduğu çalışmalarda çalışanlar tarafından informal tekniklerin resmi yönetmeliktekilerden çok daha fazla etkili olduğunu gösterdi.</p>
<p>-Michel Crozier: çalışanların kuralları çoğu kez nasıl göz ardı ettikleri ve esnettiklerini, onlara nasıl sadece sözde destek verdiklerini ancak uygulamada malumatları nasıl çarpıttıklarını gösterdi.</p>
<p>Demokratik Hesap Verebilme</p>
<p>Weber ,bürokrasinin teknik üstünlüğünü överken aynı zamanda memur sınıfının gücünün ve bu kurumsallaşmış gücün çalışanları köleleştirmekle kalmayıp demokrasi içinde tehlike olduğunun farkındadır. Weber, yukardan gelen emirlere mecburen uyan ruhsuz uzmanlar yaratan hiyerarşik kontrol tehlikesini de görmüştür.</p>
<p>Weber bu tehlikenin farkındaydı ve bu ikilemin Parlemento tarafından kontrolü ve düzenli hesap verme ile çözüleceğini düşünüyordu. Nitekim gerçekte bürokrasi Weber’in tasvir ettiği türden etkin planlama ve demokratik örgütlenme modelinden çok uzak olduğunu kanıtlamıştır. Weber’in endişesi olan, toplumun örgütlenmesinin daha bürokratik nitelik kazanma ihtimali de gerçekleşmiştir.</p>
<p>Weber ,bürokrasiyi olumlu bir biçimde ve en üst organizasyon biçimi olarak tasvir etse de, bürokratik bir toplumda bireysel özgürlüğün ortadan kalkmasından korkar. Weber’in gelecek tasavvuru oldukça kötümser ve hatta kadercidir. Bireye ve karizmaya inancına rağmen, bürokratikleşmeyi kaçınılmaz olarak görür.</p>
<p><em>Kavram Martin Slattery&#8217;in, (2007, Sosyolojide Temel Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Sentez Yay: Bursa) kitabından özetlenmiştir.</em></p>
<p>Hazırlayan: Sema Çınar</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/burokrasi-max-weber/">Bürokrasi – Max Weber</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/burokrasi-max-weber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Protestan Ahlakı &#8211; Max Weber</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/protestan-ahlaki-max-weber/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/protestan-ahlaki-max-weber/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:27:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Protestan Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Püriten Ahlakı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6478</guid>
				<description><![CDATA[<p>PROTESTAN AHLAKI FİKİR ‘Protestan Ahlakı’, sosyolojinin kurucu babalarından biri olan Max Weber’in temel fikirlerinden birisidir. Önceki toplumlar din, gelenek veya kişisel karizma gibi irrasyonel inançlar veya düşünce sistemine dayanırken, modern toplum mantığa ve kendi düşünce ve örgütlenme sisteminin asıl temel olarak akla başvurur. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in din, bürokrasi ve özellikle kapitalizm üzerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/protestan-ahlaki-max-weber/">Protestan Ahlakı – Max Weber</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PROTESTAN AHLAKI</strong></p>
<p>FİKİR</p>
<p>‘Protestan Ahlakı’, sosyolojinin kurucu babalarından biri olan Max Weber’in temel fikirlerinden birisidir.</p>
<p>Önceki toplumlar din, gelenek veya kişisel karizma gibi irrasyonel inançlar veya düşünce sistemine dayanırken, modern toplum mantığa ve kendi düşünce ve örgütlenme sisteminin asıl temel olarak akla başvurur.</p>
<p>Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in din, bürokrasi ve özellikle kapitalizm üzerinde araştırmasının temelini oluşturan ana tezidir.</p>
<p>19.yy sonunda diğer yazarlar Avrupa’yı büyük ölçüde etkileyen Sanayi Devrimi’ni ekonomik temellerle açıklamaya çalışırken, Weber fikirlerin ve özellikle dinsel fikirler ve değerlerin bu tarihsel değişim (Sanayi Devrimi) üzerindeki etkisini göstermeye çalışmıştır.</p>
<p>Weber, geçmişte ve günümüzdeki uygarlıklar ve dinler üzerine oldukça kapsamlı karşılaştırmalı analizinde, belirli dinlerin toplumsal değişmeyi ilerletir veya en azından engellemezken, diğerlerinin aksi yönde etkilerde bulundukları sonucuna vardı. Antik Çin ve Hint uygarlıkları, sınaî &#8216;kalkış&#8217; (take off) için gerekli önkoşullara (ucuz emek, sermaye, buluşlar, geniş piyasalara) sahip olmalarına rağmen bunu başaramadılar. Benzer şekilde, Sanayi Devrimi öncelikle tüm Batı Avrupa&#8217;da değil, aksine özellikle İngiltere, Hollanda ve Almanya gibi kuzey ve Protestan ülkelerde gerçekleşti. Weber&#8217;e göre, Protestan ahlâkı, özellikle Kalvinizm gibi daha Püriten mezheplerin ahlâk anlayışı Sanayi Devrimini ateşleyen hayatî kıvılcımı sağlamıştı.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/moderntimes.jpg"><img class="alignnone wp-image-1281" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/moderntimes-300x214.jpg" alt="" width="381" height="272" /></a></p>
<p>Weber’e göre modern kapitalizmin temel karakteristiği rasyonelliğidir. Modern kapitalizm: piyasa güçlerinin dolaşımına, ücret ve emek gibi üretim faktörlerinin maliyet ve faydalarına, belirli bir yatırım miktarının muhtemel getirilerine ve özel olarak kar güdüsüne dayanır. Weber, erken dönem Protestanlık üzerine yazılarında, bu ekonomik değerler ile Protestan reformasyonundan sonra ortaya çıkan daha Püriten mezheplerin -Kalvinistler, Lutherciler ve Methodistlerin- değerleri arasındaki güçlü &#8216;benzerlikler&#8217;e dikkat çeker:</p>
<p>Katoliklik yoksulluğu kurtuluşa giden yol olarak görür ve cennetin öte dünyada olduğunu düşünürken, Püritanizm kişisel zenginliği Tanrının inayetinin bir göstergesi olarak ilân etmiştir. Sıkı çalışan ve zenginliklerini artıran Kalvinistler kendilerini seçilmiş azınlık olduklarına inandırmaya çalıştılar ve böylece kâr güdüsü lânetlenmişlik korkusundan kurtulmaya başladılar. Yine de, bu zenginlik çarçur edilmeyip saklanmalı ve kazancı artırma aracı olarak ve Tanrıyı daha fazla yüceltmek için yatırıma dönüştürülmeliydi: bütün bunlar kapitalist ruh için temel önemdeydi. Katolik kilisenin lüks ve savurganlıklarının aksine, Püritenler idareli ve tutumlu davrandılar ve harcamaktan ziyade tasarruf arzusu Sanayi Devriminin gelişimi için oldukça önemli olan yatırım ruhunu yarattı.</p>
<p>Protestanlık çok daha bireyci ve demokratikti. Protestanlar, Papalığın otoritesini ve rahiplerin gücünü desteklemek yerine, bireysel kurtuluşu ve Tanrıyla aracısız konuşmayı teşvik ettiler.</p>
<p>Püritenler için sıkı çalışma ve kazançların biriktirilmesi kurtuluşa giden yol, Tanrı&#8217;nın Seçilmiş Azınlığa lütfunun işaretleriydi.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/images-2-1.jpg"><img class="alignnone wp-image-1280" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/images-2-1.jpg" alt="" width="366" height="227" /></a></p>
<p>KAVRAMSAL GELİŞİM</p>
<p>Weber, bu tezinde, toplumsal değişme ve düzen açıklamasında düşüncelerin önemini öne çıkarır ve bireysel eylemin önemini vurgular.</p>
<p>Protestan ahlakı tezine yapılan birçok eleştiri Weber’in fikirlerinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Weber’in eleştirildiği yönler şunlardır:</p>
<p>Weber protestanlığın Sanayi Devrimine yol açtığını söylediği için eleştirilmiştir. Aslında o sadece Protestan ahlakı ve kapitalist ruh arsında önemli bir benzerlik algıladığını söylemiştir.</p>
<p>Weber sanayileşmede ekonomik ve siyasal faktörlere yeterince ilgi göstermemekle eleştirilmiştir. Ancak o teknik faktörlerin tamamen farkındaydı. Fakat O, sadece kültürel faktörlerin önemini göstermeye çalışmıştır. Weber’in Protestan ahlakı düşüncesindeki amacı; özelde kültürel güçlerin ekonomik değişim üzerindeki etkisini ve insani güdülerin ve özel ahlakı bir bakış açısının ekonomik gelişmenin temelini nasıl oluşturduğunu göstermektedir.</p>
<p>Weber tek boyutlu bir yaklaşım sergilemez. Çok faktörlü bir değişme analizi önerir . Ona göre tarihin itici gücü ekonomik ve maddi güçler değildir; siyasal ve kültürel güçlerde aynı ölçüde etkilidir.</p>
<p>Weber, Sanayi Devriminden önce yer alan farklı kapitalizm biçimlerinin varlığını kabul etmediği için eleştirilir. Fakat O, korsanların yağmacı kapitalizmi, Yahudi paryalar kapitalizmi ve antik uygarlıkların geleneksel kapitalizmi şeklinde ayrım yapmıştır.</p>
<p>Weber her ne kadar eleştirildiyse de Weber’in rasyonaliteye ve bireysel eyleme genel vurgusu modern toplumun temel açıklaması ve modern sosyolojide temel bir perspektif  olmuştur.</p>
<p>Kavram Martin Slattery&#8217;in, (2007, Sosyolojide Temel Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Sentez Yay: Bursa) kitabından özetlenmiştir.</p>
<p>Hazırlayan: Sema Çınar</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/protestan-ahlaki-max-weber/">Protestan Ahlakı – Max Weber</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/protestan-ahlaki-max-weber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Yabancılaşma-Karl Marx</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/yabancilasma-karl-marx/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/yabancilasma-karl-marx/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:15:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalilst]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancılaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6475</guid>
				<description><![CDATA[<p> YABANCILAŞMA KARL MARX FİKİR: Bir yere ait olmadığını hisseden insan derin ve büyük bir öfke ve engellenmiş duygusu hisseder. Bu duygular insanın yetersiz, aşağı ve istenmeyen biri olarak hissetmesine yol açabilir. Ve bu his içerisinde olan insan aynı zamanda insanlara yanlışı göstermeye ve yerini yeniden belirlemeye de çalışır. Bu duygular insanı ya kaderciliğe veya yabancılaşmayı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/yabancilasma-karl-marx/">Yabancılaşma-Karl Marx</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong> YABANCILAŞMA</strong></p>
<p><em>KARL MARX</em></p>
<ol>
<li>FİKİR:</li>
</ol>
<p>Bir yere ait olmadığını hisseden insan derin ve büyük bir öfke ve engellenmiş duygusu hisseder. Bu duygular insanın yetersiz, aşağı ve istenmeyen biri olarak hissetmesine yol açabilir. Ve bu his içerisinde olan insan aynı zamanda insanlara yanlışı göstermeye ve yerini yeniden belirlemeye de çalışır. Bu duygular insanı ya kaderciliğe veya yabancılaşmayı, aşağılanmışlığı ve yerinden edilmişliği kabul etmeye ya da durumu değiştirmeye, radikal bir şekilde kararlı olmaya teşvik edebilir.</p>
<ol start="18">
<li>ve 19.yy’larda sosyolojik veya siyasal bir bakış açısından, dünyanın nasıl bir şey olduğu konusunda radikal, devrimci bir teorinin tohumlarını, aynı zamanda insanlar tarafından bu dünyayı geliştirmeye niyetlendikleri ve değiştirip daha insani, dostça bir yer yapmaya çalıştıkları takdirde nasıl bir yere benzeyeceği konusunda teorilerin oluşmaya başladığını görebiliriz. Bu özlem, yoğun ve yaygın bir değişme dönemi olan Devrimler Çağında Marx’ın özlemiydi.</li>
</ol>
<p>Devrimler Çağı olarak adlandırılan bu dönemde meydana gelen devrimler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Amerika, Fransa ve Avrupa’daki siyasal devrimler,</li>
<li>Batılı toplumları kırsal ve tarımcı toplumlardan kentsel ve sanayi güç kaynağına dönüştüren ekonomik kaynaklar,</li>
<li>Modern bilimin, insan hakları ve toplumun doğası gibi devrimci Aydınlanmacı düşüncelerin gelişmesine yol açan bilimsel ve entelektüel devrimler,</li>
<li>Almanya, İtalya ve diğer birçok prenslik ve toprağın birleşmesine yol açan milliyetçi hareketler.</li>
</ul>
<p>Bu dönemde meydana gelen toplumsal değişim çok kapsamlı ve genişti. Hiç kimse değişimi kontrol altında tutamıyordu bunun sonucunda insanlarda; yardımsızlık, yerinden edilmişlik, kontrolü dışındaki güçler tarafından sürüklenmişlik, ait olduğu köyden ve kentten uzaklaşmışlık duygusu vardı.</p>
<p>Bu büyük ve kontrol altına alınamayan değişimleri açıklamak Karl Marx’ın kapitalizm ve kapitalist devrim hakkındaki ilk düşüncelerini geliştirirken önüne koyduğu ilk hedefti.</p>
<p>Almanya’da bir Yahudi olarak dünyaya gelen Marx kendini yabancılaşmış, kendi ülkesinde farklı ve yabancı biri olarak hissediyordu. Marx, radikal ve devrimci bir yazar olması yüzünden Almanya’dan sürülmüş, Paris’e taşınmış ve Londra’da ailesiyle fakirlik içinde yaşamıştır. Marx’ın geri kalan ömründe kendini yurtsuz, istenmeyen, Batı Avrupa’da devrimci faaliyetlerinden dolayı kendisinden biri olarak hissetmesinde bunun etkisi olabilir.</p>
<p>Devrimler çağında dünyaya gelen Marx’ın fikirleri 19.yy sonunda tüm Avrupa’yı etkiledi ve 20.yüzyılda tüm Avrupa’da siyaset teorisine hakim oldu. Bu fikirler daha sonra 2.Dünya Savaşı’nın ardından başlayan Soğuk Savaş’ın kominist-kapitalist karşılaşmasının temelini oluşturdu:</p>
<ul>
<li>Marx’ın temel çalışması <em>Kapital(1970)</em> bir ekonomik sistem ve üretim tarzı olarak kapitalizm üzerine bilimsel bir çalışmadır.</li>
<li>Marx’ın yabancılaşma araştırması, kapitalizmin insanların duyguları ve benlik imgeleri üzerinde yarattığı sosyal, psikolojik ve kişisel etkilere ilişkin bir çalışmadır.</li>
<li>Marx için, kapitalizm sadece adaletsiz ve yetersiz bir ekonomik üretim sistemi olmayıp, aynı zamanda ahlak dışı ve sömürücü, insanın gerçek doğasını yadsıyan, onu kendi ürünlerinden koparan ve ekonomik alanda insanları karşı karşıya getiren bir sistemdir.</li>
</ul>
<p>Marx 1844 Paris El Yazmaları’nda  4 temel yabancılaşma biçiminden bahseder:</p>
<ol>
<li>İşçinin kendi ürünleri üzerindeki kontrolünü yitirmesi. Örneğin; işçi bir sandalye veya masa ürettiğinde artık o işçinin değil, iş verenindir.</li>
<li>Modern fabrikalarda ,ayrıntılı bir iş bölümü yüzünden ,işçinin artık üretim süreciyle bağlantısı olmadığını hissetmesi .O artık çarkın bir dişlisidir. Onu güdülen şey artık sadece hafta sonunda alacağı ücretin verdiği geçici doyumdur.</li>
<li>İşçiler arasında ilişkilerin iş arkadaşları ilişkisinden daha çok rakipler arasındaki bir ilişkiye dönüşmesi. Onların artık terfi, pirim için yarışan kişiler haline gelmesi.</li>
<li>Bireyin kendi insani doğasını tanıyamaz hale gelmesi. Yani kendini sadece iş aracılığıyla ifade etmesi.</li>
</ol>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/yabancılaşma.jpg"><img class="alignnone wp-image-1287" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/yabancılaşma-300x169.jpg" alt="" width="383" height="216" /></a></p>
<p><em>Marx’a göre bu durumlarda, bu yabancılaşmayı yaratan şey nedir?</em></p>
<p>İlk olarak iş, işçi için artık dışsal bir unsurdur.  Sonuç olarak kişi işinde kendini ifade edemez, aksine yadsır, kendini mutlu değil bedbaht hisseder, fiziksel ve zihinsel enerjisini özgürce geliştiremez ve geriler. Artık işçi için iş gönüllü olarak yapılan bir şey değil bir dayatmadır .İşçi sadece başkalarının ihtiyaçlarını karşılamada bir aracı gibidir. İşçiler bu nedenle işlerine, emeklerinin ürünlerine yabancılaşırlar. Böyle olunca iş işçi için bir işkenceye dönüşür ve insanlar rahatlamak için başka şeylere yönelir ve sonuç olarak depresyona girerler.</p>
<p>Marx’a göre, üretim araçlarının herkesin ortak malı olduğu sınıfsız bir toplumda yabancılaşma tamamen ortadan kalkar. Modern kitle üretiminin sağladığı bolluk ortasında kominist insan artık geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olmayacak, kendi yeteneklerine göre uzmanlaşacak ve cinsiyet, ırk, kasaba ve ülke, beyin ve kas kaynaklı bütün toplumsal ayrımlar eşit bireyler toplumunda ortadan kalkacaktır.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/moderntimes-1.jpg"><img class="alignnone wp-image-1286" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/moderntimes-1-300x214.jpg" alt="" width="388" height="277" /></a></p>
<p>Marx’a göre, insanlık tarihi insanın doğa üzerindeki kontrolünün giderek artması olarak görülse de, bu durum özellikle kapitalist toplumlarda yabancılaşmada bir artışa karşılık gelir. İnsanlar artık kendilerini kendi toplumlarında, kendi işlerinde hissetmezler. Onlar kendi toplumlarında ve işlerinde soyutlanmış, yeteneksiz ve güçsüz hissederler. Etraflarındaki dünya nesneleşir. Ürettikleri ürünler kendilerine kendi becerileri olarak görülmeyip, bir bedel olarak piyasada satılır.Geçimlerini sağlamak için emeklerini satarlar ve arz, talep ve fiyat üzerinde hiçbir yetkiye sahip değillerdir.</p>
<p>Marx’a göre, ücretli emek ve yabancılaşmanın sonucu insanın alçalması, insanlığından uzaklaşmasıdır. Böylece insanı hayvandan ayıran şey olan özgür-bilinçli yaratıcılık edimi kaybolur ve insan kendi özsel niteliğini kaybeder. Emek gücünün soyutlanması ve yabancılaşması aynı ölçüde insanlarıda bir birine yabacılaştırır.</p>
<p>Marx’a göre, kapitalizm tepedeki daha az yeteneklilerin diğerlerinin emeklerini sömürdükleri ve bolluk içinde yaşadıkları tersine dönmüş bir dünyadır. Marx insanın gücü ve potansiyeline çok güvenir. Kapitalizm, insanın tarihte bir benzerine daha rastlanmayan bollukta maddi mallar üretme yeteneğinin ortaya çıkmasına yardımcı olur.</p>
<ol start="2">
<li>KAVRAMSAL GELİŞİM</li>
</ol>
<p>Yabancılaşma kavramı; insanlık dışı davranıldığında, yerlerinden edildiklerinde veya iftiraya uğradıklarında insanlarda şiddetli öfke yaratan bir durumu anlatır. Marx tarafından kapitalizmin insanlık dışı ve sömürücü doğasını açıklamakta kullanılan bu olgu şiddetli öfkeye ve devrimci coşkulara yol açmıştır.</p>
<p><em>   Yabancılaşma kavramı Marx tarafından birbirinden farklı ve aynı zamanda birbiriyle de ilişkili 2 anlamda kullanılmıştır:</em></p>
<p>1-Yabancılaşma öznel bir duygu, bir güçsüzlük ve soyutlanmışlık duygusudur.</p>
<p>2-İnsanları hem emeklerinin ürünlerinden yoksun bırakan, hem de çalışmaları üzerinde kontrol kuran ekonomik sistemlerin yapısal analizidir.</p>
<p>Yabancılaşma kavramı Marx dışında başka yazarlar tarafından da kullanılmış anlamı ve gücü çarpıtılmıştır. Örneğin:</p>
<ul>
<li>1950 ve 1960’larda Amerikalı sosyal bilimci M.Seeman, yabancılaşma kavramını; soyutlama, anlamsızlık, güçsüzlük, normsuzluk, kendine yabancılaşma gibi 5 psikolojik unsura ayırdı.</li>
<li>Yabancılaşma terimi başka yazarlar tarafından tüm modern huzursuzluklara uyarlandı ve günümüzdeki devasa fabrikalarda yüksek oranlardaki grevleri ve işe devamsızlıkları açıklamada kullanıldı.</li>
</ul>
<p>Yabancılaşma kavramı sosyal bilimlerde farklı anlamlarda kullanılsa da, çoğu sosyolog onun asıl anlamını yitirdiğini düşünmektedir. Yinede yabancılaşma Marx’ın amaçladığı anlamda kullanıldığında, sosyolojik olmasa da ,azda olsa ahlaki bir güce sahiptir.</p>
<p><em>Kavram Martin Slattery&#8217;in, (2007, Sosyolojide Temel Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Sentez Yay: Bursa) kitabından özetlenmiştir.</em></p>
<p>Hazırlayan: Sema Çınar</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/yabancilasma-karl-marx/">Yabancılaşma-Karl Marx</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/yabancilasma-karl-marx/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Feminizm nedir? &#8211; Martin Slattery</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/feminizm-nedir-martin-slattery/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/feminizm-nedir-martin-slattery/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:08:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6472</guid>
				<description><![CDATA[<p>FEMİNİZM: Feminizm terimi Latince kadın anlamına gelen femina’dan türetilmiş olup ve köken olarak kadınsı özelliklere sahip olmak anlamına gelir. Bu terim Kadın Hareketinin, kadınların eşit haklar mücadelesinin genel adı olarak, 20.yy’da cinsiyet eşitliği teorisi olarak benimsenmiştir.1890lardaki ‘kadıncılık’ teriminin yerini almıştır. Feminizm, bütün insan ilişkilerinde cinsiyet eşitliği temelinde dünyayı yeniden düzenlemeyi hedefleyen bir hareket olarak; insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/feminizm-nedir-martin-slattery/">Feminizm nedir? – Martin Slattery</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>FEMİNİZM:</em></strong></p>
<ul>
<li>Feminizm terimi Latince kadın anlamına gelen femina’dan türetilmiş olup ve köken olarak <em>kadınsı özelliklere sahip olmak</em> anlamına gelir.</li>
<li>Bu terim Kadın Hareketinin, kadınların eşit haklar mücadelesinin genel adı olarak, 20.yy’da cinsiyet eşitliği teorisi olarak benimsenmiştir.1890lardaki ‘kadıncılık’ teriminin yerini almıştır.</li>
<li><strong><em>Feminizm</em></strong>, bütün insan ilişkilerinde cinsiyet eşitliği temelinde dünyayı yeniden düzenlemeyi hedefleyen bir hareket olarak; insanlar arasında cinsiyet temelli her tür ayrımcılığa karşı çıkan, cinsel ayrıcalıklar ve problemleri ortadan kaldırarak, hukuk ve geleneğin temel taşı olarak kadın ve erkeğin ortak insanlığının kabulü için çalışacak bir hareket olarak tanımlanabilir.</li>
</ul>
<p>Politik açıdan, feministlerin eşit işe eşit ücret, eşit fırsatlar ve boşanmada eşit haklar gibi önemli konulardaki birçok yasal ve sosyal reformda hatırı sayılır başarılar elde ettikleri görülmektedir.</p>
<p>Özellikle Amerika’da daha fazla sayıda kadın temel kurumlarda üst mevkilerde yer almaktadır ve Britinya ilk bayan başbakanına sahiptir.</p>
<p>Feminizmin yaptığı şey, kadınları ikincil konumları hakkında, hakları ve geniş anlamda cinsiyet eşitliği için evde, işte ve toplumda her zaman için mücadele etmeleri gerektiği konusunda bilinçlendirmektir.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/feminizm.jpg"><img class="alignnone wp-image-1292" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/feminizm.jpg" alt="" width="364" height="313" /></a></p>
<ol>
<li>FİKİR</li>
</ol>
<p>Ataerkiliğin tam karşılığı babanın veya aile reisinin yönetimi olsa da, feministler tarafından erkeklerin kadınlar üzerindeki her tür fiziksel, politik ve ideolojik hakimiyetini anlatmak için kullanılmıştır. Özelde ise bu kavram, erkek egemen toplumlarda kadınları baskı altında tutan ve güçsüz kılan sosyal ve politik yapılar, kültürel kurumlar ve güçleri ifade etmektedir.</p>
<p>Ataerklilik İncil’e, ‘Tanrı erkektir’ kabulüne ve Yaratılış Kitabındaki Cennet Bahçesinde Havva’nın yasak meyveyi yemesinden sonra Tanrı’nın onu ve bütün kadınlığı erkeğe tabi olmaya mahkum ettiği ‘onlar çocukları dünyaya getirirken acı çekecekler, erkeğe ihtiyaç duyacaklar ve erkekler onlara hükmedecektir.’ sözüne kadar götürülebilir.</p>
<p>Feminist yazarlar ataerkilliğin kaçınılmaz veya doğal bir şey olduğu fikrini kesinlikle reddeder. Ataerkillik kavramı feminizme cinsel eşitsizlik ve baskıyı tanımlamak, açıklamak ve değiştirmek için ve kadınları kelimenin tam ve en özgür anlamında kadın olmaya teşvik etmek için önemli bir kavramsal silah sağlamıştır.</p>
<ul>
<li>GELENEKSEL VE LİBERAL FEMİNİZM</li>
</ul>
<p>Geleneksel feminizm, erkek egemenliğin ve kadınların bastırılmasının temel kaynağı olarak aileye dikkat çeker.</p>
<p>Geçmişte babanın aileyi ve özellikle kadınları yöneltme hakkı kutsaldı ve örfler, adetler ve geleneklerde ve çoğu kez hukukta cisimleşmişti. Erkek, kadından tam itaat talep edebilir, otoritesini, cezalandırmasını uygulayabilirdi. Pekçok ilkel ve geleneksel toplumlarda kadınlar değiş-tokuş dahi ediliyordu. Evlilikleri önceden belirlenen kadınların konuşma ve boşanma hakları yoktu.</p>
<p>Feministler ev içi şiddetin ve hatta kadının evde katlanmak zorunda kaldığı tacizin yaygınlığına, kız çocuklarının pasif ve kadınsı niteliklerle yetiştirilerek erkek egemenliğinin idealleştirilme ve pekiştirilme biçimlerine dikkat çekmişlerdir.</p>
<p>Geleneksel feministler erkek egemenliği ve ev dışındaki kadın ayrımcılığı konusunda pek çok örneğe dikkat çekmişlerdir;</p>
<ul>
<li>Çalışan kadınların çoğu sadece kadın işleri yapmakta ve hemen her zaman erkeğe göre daha alt kademelerde yer almaktadırlar. Örneğin; sekreterlik.</li>
<li>İş hayatının hemen her alanında erkekler en üst görevlerde yer alırlar. Her alanda hiyerarşi yükseldikçe bulunan kadın sayısı azalmaktadır.</li>
<li>Tıpkı evde olduğu gibi, erkekler yönetimde de parlementoda da en önemli görevlerde ve kararlarda egemen konumdadır.</li>
</ul>
<p>Bunun gibi tespitler daha da artırılabilir.</p>
<p><strong><em>Ataerkillik, </em></strong>gerek erkek egemenliğinin gerekse kadının ikincil konumunun doğal ve normal olduğunu, kadın için egemen ve saldırgan olmanın sapkınlık anlamına geldiğini ifade eden ideolojik güçtür.</p>
<p><strong><em>Liberal feminizm</em></strong>in itici gücünü fırsat eşitliği, kadın hakları mücadelesi ve erkeklerle aynı fırsatların sağlanması talepleri oluşturur. Fırsat eşitliği artık önde gelen Batılı toplumların hukuk sistemlerine girmiştir ve toplumu her tür eşitsizlik, ayrımcılık ve baskıdan kurtaracak ve bu konularda iyileşmeler sağlayacak temel bir kavram olarak kabul edilmektedir.</p>
<ul>
<li>MARKSİST FEMİNİZM</li>
</ul>
<p><strong><em>Marksist feministler</em></strong> daha geniş, daha teorik bir bakışa sahiplerdir. Onlar ataerkilliği basitçe kapitalist üretim tarzının ortaya çıkardığı sömürü ve baskının daha ileri bir evresi ve şekli olarak görmektedirler.</p>
<p>Engels’e göre, sosyal sınıf gibi ataerkilliğin temelinde de özel mülkiyet yatar, tek eşli evlilik erkek ve kadını evlilik saadetinde birleştirmek için değil, özel mülkiyeti korumak amacıyla geliştirilmiştir. Ona göre, tek eşli evlilik büyük bir servetin tek bir kişinin yani erkeğin elinde toplanması ve bu serveti sadece kendi çocuklarına bırakma arzusundan doğmuştur.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/femi1.jpg"><img class="alignnone wp-image-1293" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/femi1-300x173.jpg" alt="" width="401" height="231" /></a></p>
<p>Bu yüzden erkekler kadınları kontrol altında tutabilmek için evliliği kullanma gereği duymuşlardır. Engels’e göre erkek egemenliği, bu yüzden ekonomik egemenliğe dayanır. Onun ortadan kaldırılması ile ataerkillikte ortadan kalkacaktır. Marx ve Engels sadece mülkiyetin ortak olduğu sosyalist toplumlarda gerçek anlamda cinsiyet eşitliğinin mümkün olacağını savunur. Yine onlar kadın iş gücüne olan talebin kadınları evin dışına taşıyacağını onlara bir takım ekonomik bağımsızlıklar sağlayacağını ve kadınları sosyalist olarak sömürü ve eşitsizlik bilinci taşıyan erkek işçilerle bir araya getireceğini savunur.</p>
<ul>
<li>RADİKAL ve DEVRİMCİ FEMİNİZM</li>
</ul>
<p>Bu yaklaşımın kaynağında Marksist-Feminist analizden duyulan memnuniyetsizlik özellikle bu analizin ‘ataerkilliğin temelinde ekonomik güç yatar ve böylece oda sınıflar gibi sosyalizmle ortadan kalkacaktır’ iddiasından duyulan rahatsızlık yatar.</p>
<p>Onların düşüncesine göre ataerkillik, tarihi kapitalizmle bütün diğer sosyal tabakalaşma biçimlerinden çok daha öncelere uzanan farklı bir baskı biçimidir. Onun bir çok farklı kökeni vardır. Ekonomik, politik, cinsel, kültürel…</p>
<p>Bir sınıf olarak erkekler başka bir sınıf olan kadınlar üzerinde güce sahiplerdir. Erkekler toplumu kontrol eder, önemli mevkilerde yer alır, bütün önemli kararları verirler. Kadınlar hala ev kadınlığı rolünü temel görevleri olarak görürler. Onlar hem ikincil konumda tutulurlar, hem de erkek egemenliğini benimseyen kadının yerini evi olarak gören bireyler olarak yetiştirilirler.</p>
<p>Bazı radikal feministler daha ileri gider ve ataerkilliğin kökenini biyolojiye dayandırırlar. Kadınlar çocuk doğurduğu için erkeklere fiziksel ve ekonomik açıdan bağımlıdırlar. Erkekler kadınlar üzerinde güce sahiplerdir ve böylece tahakkümlerini toplumsal yapının her yerinde sağlamlaştırırlar. Ona göre, bu cinsiyete dayalı sınıf sistemi aslında kadınlar en temel biyolojik rollerinden yani çocuk sahibi olmaktan kurtarıldıklarında ortadan kalkabilir ve doğum kontrol teknikleri bu yönde bir adım olsa bile gerçek bağımsızlık bebekler yapay üremeyle rahim dışında doğduklarında mümkün olabilir.</p>
<p><a href="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/522538-3-4-35645.jpg"><img class="alignnone wp-image-1291" src="http://andcenter.org/wp-content/uploads/2018/03/522538-3-4-35645-300x216.jpg" alt="" width="392" height="282" /></a></p>
<ul>
<li>SİYAH FEMİNİZM</li>
</ul>
<p>Siyah feminizmin kaynağı, orta sınıf beyaz aydınların dünyanın her yerindeki ve bütün tarihsel dönemlerdeki kadınların durumlarını açıklamakta kullandıkları önceki feminizm anlayışlarından duyulan hoşnutsuzluktur. Siyah feministler “feminist teoride ırkçı bir temayül” belirlemişlerdir ve onlar için beyaz yönetimden kurtulmak kapitalizmin ataerkilliğinden kurtulmak kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li>POST-MODERN FEMİNİZM</li>
</ul>
<p>Post-modern feminizmde, kadınların konumunu bütün yönleriyle açıkladığını iddia eden toplum teorileri reddedilir. Hatta burada özel bir kadın fikrine karşı çıkılır. Gerçekte, her kadın diğerlerinden farklıdır. Onlar çok farklı hayatlar sürdürürler ve bu yüzden tek bir kalıp yargının veya özel bir teorik çerçevenin sınırlarını aşarlar.</p>
<p>Geçmişte erkeksi dil ve algılar sorgulanmaz ve normal olarak algılanırken, post-modern feministler bu dünya görüşünü dönüştürmeye ve feminist perspektifleri tepeye oturtmaya çalışırlar. Post modern feministler erkek temelli algılara karşı çıkarlar ve kadınları kendileri olmaya, erkeklerle çatışma içinde olsa bile kendi güzellik anlayışlarını belirlemeye ve desteklemeye örneğin medya ve erkeğin ideal beden ölçüsü olan 38 beden karşılık 44 beden olma hakkı ve bunun çekiciliği için mücadele etmeye devam ederler.</p>
<ol start="2">
<li>KAVRAMSAL GELİŞİM</li>
</ol>
<p>Ataerkillik kavramı feminist anlayış ve analizlerin merkezini oluşmuştur. Bu kavram ev içinde olduğu kadar toplumun genelinde de erkeklerin egemenliklerine ve gücüne açıkça ışık tutar. Ancak bu kavram aynı zamanda birçok farklı tanım ve teoriye ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>Ataerkillik terimi erkeğin egemen konumunun evrensel ve tek nedeni olduğunu ifade ettiği için günümüzde ve eski toplumlarda yürürlükte olan kadına yönelik birçok baskı biçiminin görülmesini engellemiştir.</p>
<p>Ataerkillik ortadan kaldırmak için önerilen pek çok çözümde bu kavramın gücü ve etkisi gözardı edilmekte bazı aşırı feministler sadece biyolojiyi değil erkekleri de ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Hazırlayan: Sema Çınar</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/feminizm-nedir-martin-slattery/">Feminizm nedir? – Martin Slattery</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/feminizm-nedir-martin-slattery/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Statü</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-statu/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-statu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 05:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6468</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Toplumsal Statü, bireyin toplumda işgal ettiği konuma denir. Statü bireye toplum içinde hak ve sorumluluklar yükleyen mevkiidir. Bireyler toplum içerisinde aynı anda pek çok statüye sahip olabilirler. Mesela bir insan aynı anda öğretmen, abi, baba, futbol sever vb. olabilmektedir. Statü, toplumsal grupta belli bir konumun ya da belli bir mevkiinin öteki yerlere göre durumunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-statu/">Toplumsal Statü</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumsal Statü, bireyin toplumda işgal ettiği konuma denir. Statü bireye toplum içinde hak ve sorumluluklar yükleyen mevkiidir. Bireyler toplum içerisinde aynı anda pek çok statüye sahip olabilirler. Mesela bir insan aynı anda öğretmen, abi, baba, futbol sever vb. olabilmektedir. Statü, toplumsal grupta belli bir konumun ya da belli bir mevkiinin öteki yerlere göre durumunu belirler.</p>
<p><strong>Toplumsal Statüye Belirleyen Etkenler</strong></p>
<p>1-) Hemen hemen bütün toplumlarda soy bağı toplumsal statüyü belirler. Yani toplumda birisi seyyid, prens, bakan çocuğu vb. ise farklı bir statüye sahip olur.</p>
<p><strong>2-)</strong> Bireyin sahip olduğu servet miktarı da statüyü belirler. Ne kadar paranız varsa toplumdaki yeriniz de o oranda yükselir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Bireyin yaptığı işin işlevsel yararları statüyü belirler. Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenlik mesleği çok önemliydi. Çünkü kurulan cumhuriyetin ideolojisi öğretmenler üzerinden topluma aktarılıyordu. Dolayısıyla mesleğin işlevi statü açısından son derece önemlidir.</p>
<p><strong>4-)</strong> Bireyin eğitim düzeyiyle modern dönemde sosyal mobilite yoluyla insanlar çok farklı statüleri kazanırlar. Cumhuriyet dönemi Osmanlı’ya göre sınıflar arası geçişin çok daha başarılı olduğu bir dönem olmuştur.</p>
<p><strong>5-)</strong> Bireyin dini statüsünü belirler. Bu kısma mezhep, tarikat vb. de dahildir.</p>
<p><strong>6-)</strong> Bireyin biyolojik özellikleri de statüsünü belirler. Örneğin mankenler, bu kimselere statüyü kazandıran biyolojik yapılarıdır.</p>
<p><strong>Statü Türleri</strong></p>
<p>Üç tür statü vardır:</p>
<p><strong>1-)</strong> Verilmiş Statüler: Bunlar doğuştan gelen statülerdir. Bireyin yaş, cinsiyet, soy, ırk, doğduğu ülke gibi doğuştan getirdiği statülerle verilmiştir. Bir insanın doğuştan getirdiği statüleriyle övünmesi anlamsızdır. Ancak bir insanın doğuştan getirdiği özelliklerini sevmesi, buna uygun modeller üreterek yaşam tarzı geliştirmesi normaldir.</p>
<p><strong>2-)</strong> Kazanılmış Statüler: Bireyin kendi emek, çaba ve gayretiyle elde ettiği statülerdir. Bir insanın politikacı, ressam, din adamı olması bu gruba girer. Yani insanın kendi seçtiği, gayretleriyle elde ettiği statülere kazanılmış statüler denir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Anahtar Statü: Bireyin sahip olduğu statüleri içerisindeki en baskın olan statüye anahtar statü denir. Örneğin bir adam, öğretmen, baba, abi, emlakçı olabilir. Bunlardan en baskın olanı öğretmenlik ise bu anahtar statüdür. Bu statü bireyin işlevleriyle alakalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Statülerin Özellikleri</strong></p>
<p><strong>1-) </strong>Bazı statüler doğuştan, bazıları ise sonradan kazanılır.</p>
<p><strong>2-)</strong> Aynı anda birden fazla statüye sahip olunabilir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Bireylerin sahip olduğu statülerin sayısı zamanla artar.</p>
<p><strong>4-)</strong> Her statünün kendisine özgü bazı kuralları vardır.</p>
<p><strong>5-)</strong> Statüler arasında karşılıklı ilişkiler vardır.</p>
<p><strong>6-)</strong> Statülerin etkisi ve yeri toplumdan topluma değişir. Mesela Araplarda bizim toplumumuza göre imamın çok üst düzey bir yetkisi vardır.</p>
<p><strong>7-)</strong> Statülerin kaynağı toplumdur.</p>
<p><strong>Toplumsal Rol</strong></p>
<p>Toplumun, belirli statüdeki kimselerden yapmalarını beklediği davranışlara “toplumsal rol” denir. Her statünün kendine has karşılığı olan toplumsal bir görüntüsü vardır. Bu rollerin oynanması için de toplum bireylere baskı yapar. Örneğin imam, doktor, öğretmen vb. rolleri olan kimseler bu rollerini yerine getirmek durumundadırlar.</p>
<p>Roller iki kısma ayrılır. 1-) İdeal 2-) Gerçek.</p>
<p>İdeal ile gerçek arasındaki makas ne kadar azalırsa toplumun kalitesi o kadar yüksek olur. Mesela imamdan beklenen bir ideal rol var. Fakat imam bu beklentiyi karşılayamıyorsa burda ideal ile gerçek arasında bir zıtlık söz konusudur. Özellikle toplumsal değerlerini kaybetmiş toplumlarda ideal ile gerçek arasında hep çatışmalar söz konusudur.</p>
<p>İnsanların bazı davranışları rollerini pekiştirebileceği gibi bir çatışmaya da yol açabilir.</p>
<p><strong>Rol Çatışması: </strong>İnsanların toplumda sahip olduğu statülerin gerektirdiği davranışlar vardır. Bu davranışlardan bir tanesi diğerleriyle çatıştığında diğer rolleri oynamak zorlaşacaktır. Bu duruma rol çatışması diyoruz. Örneğin bir öğretmenin okuldan çıktıktan sonra eşine ve çocuklarına okuldaki gibi öğretmenlik rolüyle davranması, bir rol çatışmasıdır.</p>
<p><strong>Rol Pekişmesi: </strong>Bir rolü bireyin diğer rolünün yerine getirmesini “kolaylaştırıcı etkiye” rol pekişmesi denir. Mesela bir din adamı, evde çocuğuna dini sevdirirse camide oynadığı imam rolünün ona bir katkısı olmuştur.</p>
<p><strong>Rollerin Özellikleri:</strong></p>
<p><strong>1-) </strong>Roller statünün değişken ve hareketli yönüdür.</p>
<p><strong>2-)</strong> Her statünün rolü ait olunan toplum tarafından belirlenir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Roller statüye sahip bireyin tutum ve davranışlarına mutlaka etki eder.</p>
<p><strong>4-)</strong> Roller toplumsal yapılara göre farklılaşabilir.</p>
<p><strong>5-)</strong> Bireyin statüsüne uygun bir şekilde yaptığı gerçek rol, toplumun beklentilerine uygunsa beğenilir, uygun değilse kınanır.</p>
<p><strong>6-)</strong> Bir statünün rolü zamanla değişir.</p>
<p>Hazırlayan: <strong>Canan Teke- Mahmut Kökver</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-statu/">Toplumsal Statü</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-statu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Kontrol Mekanizmaları</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kontrol-mekanizmalari/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kontrol-mekanizmalari/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 04:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6465</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Bir toplumda düzenin bozulmaması ve toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya “toplumsal kontrol” denir. Toplumsal kontrolde temel amaç insanlar ve kurumlar arasında denetimi sağlayarak düzeni devam ettirmektir. Her toplumda mutlaka toplumsal kontrol mekanizmaları vardır. Aksi takdirde toplumun varlığı idame ettirmesi mümkün değildir. Toplumsal Kontrolü Sağlayan Faktörler 1-) Yazılı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kontrol-mekanizmalari/">Toplumsal Kontrol Mekanizmaları</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bir toplumda düzenin bozulmaması ve toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya “toplumsal kontrol” denir. Toplumsal kontrolde temel amaç insanlar ve kurumlar arasında denetimi sağlayarak düzeni devam ettirmektir. Her toplumda mutlaka toplumsal kontrol mekanizmaları vardır. Aksi takdirde toplumun varlığı idame ettirmesi mümkün değildir.</span></p>
<p><strong>Toplumsal Kontrolü Sağlayan <span style="text-decoration: underline;">Faktörler</span></strong></p>
<p><strong>1-) Yazılı Resmi Kurallar</strong></p>
<p>Yazılı resmi kuralları hukuk kuralları oluşturur. Hukuk Kuralları: Bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkisinde haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen ve <span style="text-decoration: underline;">devlet</span> gücüyle desteklenen sosyal kurallar bütündür. Hukuk kurallarının en önemli avantajı yazılı olması ve bu kurallara uymayanların cezalandırılacak olmasıdır. Hukuk kurallarının toplumsal değer ve kültürle uyumlu olması beklenir. Aksi takdirde hukukun etkili bir şekilde uygulanması mümkün değildir. Sadece bir dini, etnik grubu, ideolojiyi ve onların haklarını belirleyen bir hukuk sistemi evrensel olamaz.</p>
<p><strong>2-) Yazısız Kurallar</strong></p>
<p><strong>A-) Töreler: </strong>Töreler, toplumsal anlamda uyulması zorunlu davranışlardır. Yazısız kuralların en etkili olanıdır. Birçok töre yasalarla desteklenmiştir. Örneğin eski Oğuz töresinde savaş anında askerlikten kaçmanın cezası ölüm cezasıdır.</p>
<p><strong>B-) Adetler: </strong>Toplumdaki yaygınlaşmış alışkanlıklardır. Uyulması ve yapılması toplumca gerekli görülen davranışlardır. Örneğin; düğün, sünnet, bayramlaşma, mezuniyet törenleri vb. toplumsal adetlerdir.</p>
<p><strong>C-) Gelenekler: </strong>Gelenekler, adetler kadar zorunluluk içermez. Bir kuşaktan diğer bir kuşağa aktarılan köklü ve eski alışkanlıklardır. Mesela kız isteme şekilleri, misafir ağırlama şekilleri vb. geleneklerdir.</p>
<p><strong>D-) Görgü Kuralları: </strong>Yaptırım gücü en az olan bireylerin birbirlerinden görerek yaptığı davranışlara biz görgü kuralları diyoruz. Görgü kuralları insanların sınıfsal değerleriyle alakalıdır. Köydeki bir kimse ile şehirdeki bir kimsenin görgü kuralları farklıdır. Örneğin köydeki bir eve misafirliğe gittiğinizde bir şey götürmeden de gidilebilir. Ama şehirde genellikle misafirliğe gidildiğinde eli boş gidilmez.</p>
<p><strong>Toplumsal Kontrolün Özellikleri</strong></p>
<p><strong>1-) </strong>Toplumsal yaşama göre ortaya çıkar.</p>
<p><strong>2-)</strong> Toplumsal bütünleşmeyi ve milli birliği sağlar.</p>
<p><strong>3-)</strong> Düzeni ve devamlılığı sağlar.</p>
<p><strong>4-)</strong> Kontrol mekanizmaları toplumdan topluma ve aynı toplum içerisinde de zamanla değişir.</p>
<p><strong>5-)</strong> Bireyin toplumsallaşmasını sağlar.</p>
<p><strong>Toplumsal Yığın</strong></p>
<p>Toplumsal yığın, aynı mekânı paylaşmalarına karşın aralarında karşılıklı ilişki bulunmayan insan birikimleridir.</p>
<p><strong>Toplumsal Yığının Özellikleri</strong></p>
<p><strong>1-) </strong>Yığını oluşturan kişiler anonimdir ve birbirlerine yabancıdırlar.</p>
<p><strong>2-)</strong> Yığın, örgütlenmemiştir ve statü ve işlevlerin oluşturduğu alt-üst ilişkisi yoktur.</p>
<p><strong>3-) </strong>Yığınlarda toplumsal ilişki yok denecek kadar azdır.</p>
<p><strong>4-)</strong> Yığınlarda davranışlarda kısıtlama ve düzenleme yapılması gereken kuralların yapısı azdır.</p>
<p><strong>5-)</strong> Yığınlar sürekli değildir. Sürekli olsa grup olur.</p>
<p><strong>Toplumsal Yığın Türleri</strong></p>
<p><strong>1-) Kalabalık: </strong>Fiziki olarak birbirine yakın ancak görevli olarak etkileşim içinde olmayan organize olmamış, kendiliğinden bir araya gelmiş insan birikimleridir. Örneği bir alışveriş merkezinde olan insanlar kalabalıktır.</p>
<p><strong>2-) İzleyici Yığınları: </strong>Bir gösteri gibi ya da dinlenmek için bir araya gelmiş yığınlardır. Şehirlerde ki büyük camilerde olan insanlar da izleyici yığınlarıdır. Yığınların aklı, vicdanı, muhakemesi, gelecek beklentisi yoktur. Bunun için kolay bir şekilde ikna edilip harekete geçirilebilirler. Örneği stadyumlarda futbol izlenirken amigo bir şeyler söylüyor ve oradaki izleyici yığınları he bir ağızdan aynı şeyleri tekrarlıyorlar.</p>
<p><strong>3-) Etkin Kalabalıklar (Moblar): </strong>Genellikle şiddet içeren, kontrolden uzak düzensiz çok sayıda bireyi içine alan yığınlardır. Burada bireylerin linç kültürünü nasıl harekete geçirilir bunun üzerine araştırma yapanlar vardır. Özellikle Vamık Volkan’ın “Politik Psikoloji” tezi etkin kalabalıkların nasıl harekete geçirileceği üzerine bir çalışmadır. Bosna savaşında bu denenmiştir.</p>
<p>Hazırlayan: <strong>Canan Teke- Mahmut Kökver</strong></p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kontrol-mekanizmalari/">Toplumsal Kontrol Mekanizmaları</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kontrol-mekanizmalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Kategoriler</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kategoriler/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kategoriler/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 04:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Kategoriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6462</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Kategori, ortak bir takım özelliklere sahip olan, genellikle birbirleriyle fiziksel yakınlık ve ilişkisi bulunmayan insanların gruplandırılmasını ifade eder. Yaş, eğitim, meslek gibi ölçütlere göre kategoriler oluşturulur. Örneğin: Yaşlılar, erkekler, aynı meslek mensupları (öğretmenler, polisler), okul öncesi çocuklar vb. birer kategoridir. Toplumsal kategoriler şunlardan oluşur: 1-) Kitle: Aynı uyarıcıdan hoşlanmakla birlikte aralarında mekânsal yakınlık olmayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kategoriler/">Toplumsal Kategoriler</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kategori, ortak bir takım özelliklere sahip olan, genellikle birbirleriyle fiziksel yakınlık ve ilişkisi bulunmayan insanların gruplandırılmasını ifade eder. Yaş, eğitim, meslek gibi ölçütlere göre kategoriler oluşturulur. Örneğin: Yaşlılar, erkekler, aynı meslek mensupları (öğretmenler, polisler), okul öncesi çocuklar vb. birer kategoridir.</p>
<p>Toplumsal kategoriler şunlardan oluşur:</p>
<p><strong>1-) Kitle:</strong> Aynı uyarıcıdan hoşlanmakla birlikte aralarında mekânsal yakınlık olmayan kategorilerdir. Örneğin, aynı gazeteleri okuyanlar, aynı müzik tarzını sevenler vb. gibi.</p>
<p><strong>2-) Toplumsal Azınlık: </strong>Bir toplumda egemen durumda olan insanların haklarından yararlanamayanların oluşturdukları kategorilerdir. Bu bağlamda Türkiye’de toplumsal bir azınlık yoktur.</p>
<p><strong>3-) Toplumsal Sınıf: </strong>Ekonomik özellikleri, yaşam biçimleri ve kültürel konumları birbirine benzeyen insanların oluşturduğu kategorilere toplumsal sınıf denir.</p>
<p><strong>İlişki Biçimlerine Göre Toplumsal Kategoriler</strong></p>
<p>Burada karşımıza ilk olarak <strong>Ferdinand Tönnies</strong> çıkmaktadır. Cemaat ve cemiyet ilişkisini ortaya atan kimsedir.</p>
<p><strong>Cemaat:</strong> Samimi ve sıcak ilişkilerin olduğu, toplumsal hiyerarşiyi, karizmanın ve geleneklerin belirlediği, yasa yerine adetlerin ve törelerin hâkim olduğu, fedakârlık temelli toplumsal kategorilerdir. Bu kategoriler geleneksel toplumlar şeklinde de adlandırılır. Geleneksel toplumların üretim ilişkileri de işbirliğine dayanır. Ortak mal, mülkiyet söz konusu olur. İmeci usulü vardır. Yani insanlar birbirlerine yardım ederler.</p>
<p><strong>Cemiyet: </strong>Bu yapılanmalar cemaatin tam tersidir. Yani ilişkiler rasyonel ve bireyseldir. Gelenek yerine yasalar, karizmatik kişilik yerine rasyonel akıl vardır. Üretim ilişkileri bireyseldir. Menfaat üzerine hareket edilir. Pragmatist diyebileceğimiz toplumlar cemiyeti oluşturur. Bu toplumlarda temel olan hukuk kuralları ve fayda sağlayan temel işlevlerdir. Modern toplum yapısı bu şekildedir.</p>
<p>Başka bir toplumsal kategori de <strong>Emil Durkheim’in</strong> ortaya attığı mekanik ve organik toplum örnekleridir.</p>
<p><strong>Mekanik: </strong>Geleneksel toplum tipini ve onun ilişki tarzlarını ifade eder. Durkheim, bu geleneksel toplum tipinin bozulmasından endişe eder. (Ferdinand Tönnies’e göre cemaatten cemiyete geçiş normal bir şeydir.) Durkheim, mekanik toplumlardan organik toplumlara geçilir ama bu geçişte değerler ortadan kalkar ve bir tehlike baş gösterir. Bu tehlike “değerler yozlaşması” anlamında “anomi”dir. Bu anomiyi engelleyecek olan faktör ise Durkheim’e göre dindir.</p>
<p><strong>Organik: </strong>Mekanik toplumun tam karşıtı organik toplumdur. Burada kentleşmiş ve sanayileşmiş bir yapı söz konusudur.</p>
<p>Bunlara bir örnek verecek olursak: Organik toplumlarda, kapıcı çöpü saat 8’de alacağı şeklinde anlaşıldıysa, çöp saat 8’i 5 geçe konulsa kapıcı o çöpü almaz. Ama mekanik toplumlarda bunun çok bir önemi yoktur. O çöpü vaktinde çıkarılmasa da ne olacak deyip alabilir.</p>
<p><strong>Toplumsal Olay: </strong>Toplumsal olayın özellikleri:</p>
<p>1-) İnsanlar arası ilişkilerden doğar.</p>
<p>2-) Bir defada olup biter.</p>
<p>3-) Yeri ve zamanı bellidir.</p>
<p>Örneğin: Mehmet ile Elif’in evlenmesi, bir aracın bir yere, bir şeye çarpması.</p>
<p><strong>Toplumsal Olgu: </strong>Toplumsal olgunun özellikleri:</p>
<p>1-) Toplumsal olayların tekrar etmesinden doğar.</p>
<p>2-) Mekândan ve zamandan bağımsızdırlar.</p>
<p>3-) Aynı alanda gerçekleşen birçok olayın genel adıdır.</p>
<p>Örneğin: Evlilik, kaza vb.</p>
<p>Hazırlayan: <strong>Canan Teke- Mahmut Kökver</strong></p>
<p><strong> </strong></p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kategoriler/">Toplumsal Kategoriler</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/toplumsal-kategoriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Küreselleşme ve Din</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/kuresellesme-ve-din/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/kuresellesme-ve-din/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Mar 2020 04:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Küreselleşme ve Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6459</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Küreselleşme; bilimde, ekonomide, politikada, kültür ve sanatta dünyanın bir bütün olarak algılanmaya başlanması ve birlikte başlayan sosyal ve kültürel bir süreçtir. Yani adeta dünyanın bir köy haline gelmesidir. Özellikle 1960 sonrasından şimdiye kadarki olan süreçte olduğu gibi tarihte hiçbir dönemde insanlık bu kadar birbirine benzeşen bir süreç yaşamamıştır. Küreselleşme sürecinin önemli unsurları şunlardır: 1-) [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/kuresellesme-ve-din/">Küreselleşme ve Din</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Küreselleşme; bilimde, ekonomide, politikada, kültür ve sanatta dünyanın bir bütün olarak algılanmaya başlanması ve birlikte başlayan sosyal ve kültürel bir süreçtir. Yani adeta dünyanın bir köy haline gelmesidir. Özellikle 1960 sonrasından şimdiye kadarki olan süreçte olduğu gibi tarihte hiçbir dönemde insanlık bu kadar birbirine benzeşen bir süreç yaşamamıştır.</p>
<p>Küreselleşme sürecinin önemli unsurları şunlardır:</p>
<p><strong>1-)</strong> İletişim ve işitsel-görsel teknolojinin gelişmesi,</p>
<p><strong>2-)</strong> Dünya ticareti ve üretim sistemlerinin yaygınlaşması,</p>
<p><strong>3-)</strong> Ulusların sermaye hareketlerinin global ölçekte yaygınlık kazanması.</p>
<p>Küreselleşme; dünyanın küçülmesine, dünya bilincinin güçlenmesine/evrensel düşünceye gönderme yapmaktadır.</p>
<p>Küreselleşme iki boyutludur: 1-)Maddelerin yaygınlaşması: Giyim-kuşam, yiyecek, markalar, cep telefonu vb. 2-)Değerlerin Yaygınlaşması: Ekonomi ve kültürün maddeci, faydacı ve ferdi tekleştirici değer hükümleri, demokrasi, çevre şuuru, insan hakları vb.</p>
<p>Küreselleşmenin pek çok boyutu vardır. Bu boyutlardan bazıları: Ekonomik, politik, kültürel, iletişimsel, çevresel/ekolojik ve finansal olarak ayrılmaktadır</p>
<p><strong>Küreselleşme Bakış Açıları:</strong></p>
<p><strong>1-) </strong>Aşırı Küreselleşme: Bu bakış açısına sahip olanlar şu şekilde düşünmektedirler: Bundan sonra ulus devlet formu olmayacak, yerel dinlerin ömrü bitmiştir. Evrensel dinler de ortak noktalarda buluşacaklar. Yerel adet, gelenek, örf vb. olgularda bitmiştir, bunlara gerek yoktur. Yani küreselleşmeden ciddi rant elde eden kimseler ekonomik, toplumsal, dinsel ve siyasi yönden nasıl bir toplum istiyorsa dünya bu doğrultuda hareket edecektir.</p>
<p><strong>2-)</strong> Septik (Şüpheci) Küreselleşme: Bunlara göre, küreselleşme bir mittir. Küreselleşme adı altından inanları kandırıyorlar. İnsanların mallarını, sahip oldukları şeyleri sömürmek için uydurulmuştur. Realite de böyle bir küreselleşme yoktur düşüncesindedirler.</p>
<p><strong>3-)</strong> Dönüştürücü Küreselleşme: Bunlara göre, dünya doğal olarak değişiyor. Siyasal, ekonomik, dini, kültürel değişmelerde devam edecek. Bu değişimden sonra insanlar farklı farklı bölgelerde yeni yapılarla karşılaşacak. Önemli bu değişen ve gelişen yapılar karşısında doğru tedbirler almaktır diye düşünüyorlar.</p>
<p><strong>Din ve Küreselleşme</strong></p>
<p>Din ve küreselleşme meselesi aynı zamanda din ve toplumsal değişim konusu ile de irtibatlıdır. Din ve toplumsal değişim ilişkisinde; toplumun değişmesinin din üzerindeki etkileri vardır. Bu anlamda laiklik, sekülerizm, ve modernizmin küreselleşmesi din ve dini yaşam üzerinde etkili olmuştur. Din ve küreselleşme arasındaki ilişki, iki boyutta ele alınabilir.</p>
<p><strong>1-) Küreselleşmenin Din Üzerindeki Etkileri</strong>: Küreselleşme ile birlikte din kamusal alanın dışına çıkarılarak bireysel bir vicdan işi olarak nitelendirilmiştir. Kitle iletişim teknolojilerinin yoğun olarak kullanılmaya başlanması ve sanayileşmiş toplumların iş gücü açığını karşılamak üzere bu ülkelere doğru yapılan iş gücü göçü, dini çoğulculuğa neden olmuştur. Dinin sivilleşmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan bir başka husus da yeni dini hareketlerdir.</p>
<p><strong>2-) Küreselleşen Dünyada Din</strong>: Din tüm insanlığa dil ve renk ayrımı yapmadan hitap ettiği için küreselleştirici bir yapıya sahiptir. Din, ulus-devlet sınırlarının aşınarak küreselleşmenin yayılması oranında, yeni durumun içinde farklı özelliklerle kendisini göstermektedir. Ulus-devlet vatandaşlığı, küreselleşmenin yaygınlaşması oranında dünya vatandaşlığına doğru dönüşüm geçirmektedir. Din, küresel bir sivil toplum ve dünya vatandaşlığının oluşturulması ile demokratik uygulamaları yeniden tanımlamaktadır. Küreselleşen dünya sorunları karşısında dinin ne gibi katkılarının olacağını ya da ne gibi imkanları içinde barındıracağını sorabiliriz bunlar:</p>
<p><strong>Mahrumiyet Duyarlılığı</strong>: Din, bilhassa sosyo-ekonomik olacak en alt toplumsal katmanlarda bulunan ezilmişlerin sorunlarına duyarlılık gösterilmesi noktasına dikkatleri çeker.</p>
<p><strong>Medeniyet Yankısı</strong>: Dinî devrimci dilin ve arzuların popüler kültürde derin kökleri bulunmaktadır. Bu, en ümitsiz zamanlarda bile dini bir ümit haline getirmektedir.</p>
<p><strong>Dayanışma Ruhu</strong>: Din, daha çok birleştiricidir. İnsanlar arasında dayanışma ve kardeşliğe önem verir. Dolayısıyla dini bilincin birleştirici özelliği vardır.</p>
<p><strong>İnanç ve İtikat</strong>: Bir fikrin dönüştürücü yeteneklerine olan inançtır. İnançlar, en başta insan zihniyetini ve perspektifini belirleyen ve dönüştüren özelliğe sahiptir.</p>
<p><strong>Kimlik</strong>: Din, kimliği varoluşsal tarzda yenden kurar. Geçici ve sınırlı bir kimlik kurmaz. Bu da insan ve toplumun ve kuşatıcılığını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Uzlaşma</strong>: Denge ve uzlaşmalara davet eder. Aşırı eylem ve davranışlardan uzaklaştırır.</p>
<p>Hazırlayan: <strong>Canan Teke- Mahmut Kökver</strong></p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/kuresellesme-ve-din/">Küreselleşme ve Din</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/kuresellesme-ve-din/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Gazali (1058-1111)</title>
		<link>https://dinsosyolojisi.com.tr/gazali-1058-1111/</link>
				<comments>https://dinsosyolojisi.com.tr/gazali-1058-1111/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 21:44:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Teorisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[gazali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://dinsosyolojisi.com.tr/?p=6376</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gazali (1058-1111) İslam dünyasında din sosyolojisinin önemli öncülerinden biri de Gazali’dir. Horasan’ın Tus şehrinin Gazale köyünde doğan ve 1058 ve 1111 yılları arasında yaşamış olan Gazali’nin, filozof, kelamcı, mutasavvıf, fakih ve sosyolog tarafları vardır. Gazali’nin konumuzla ilgili başlıca eserleri şunlardır: el-Munkız mine’d-Dalal İhyaü Ulumü’d-Din Tehafütü’l-Felasife Kimyaü’s-Saade El-İktisat fi’l-İtikad Gazali, el-Munkız’da, içine düştüğü şüpheleri ve buhranları, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/gazali-1058-1111/">Gazali (1058-1111)</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazali (1058-1111)</strong></p>
<p>İslam dünyasında din sosyolojisinin önemli öncülerinden biri de Gazali’dir. Horasan’ın Tus şehrinin Gazale köyünde doğan ve 1058 ve 1111 yılları arasında yaşamış olan Gazali’nin, filozof, kelamcı, mutasavvıf, fakih ve sosyolog tarafları vardır. Gazali’nin konumuzla ilgili başlıca eserleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>el-Munkız mine’d-Dalal</li>
<li>İhyaü Ulumü’d-Din</li>
<li>Tehafütü’l-Felasife</li>
<li>Kimyaü’s-Saade</li>
<li>El-İktisat fi’l-İtikad</li>
</ul>
<p>Gazali, el-Munkız’da, içine düştüğü şüpheleri ve buhranları, fikir hayatındaki büyük dönüşümü anlatmaktadır. Onun bu şüphelerinin, gerçeğe ulaşmada bir yöntem olduğu anlaşılmaktadır. Gerçeği ararken O, felsefe, kelam, batınilik ve tasavvuf öğretilerini derinliğine incelemiştir. Bununla birlikte Gazali, bunların hepsini yetersiz görmüş, gerçeğe yalnızca Allah’ın, insanın kalbine atacağı ilahi bir nurla ulaşılacağı sonucuna varmıştır. Şu halde Gazali’ye göre dinin, insan ve toplum hayatında son derece büyük bir yeri ve önemi vardır.</p>
<p>Gazali, bilimleri ikiye ayırır:</p>
<p>1-)Dinle ilgili bilimler: Bunlar, metafizik, ahlak, siyaset ve psikolojidir.</p>
<p>2-)Dinle ilgili olmayan bilimler: Bunlar matematik, mantık, fizik ve tıptır.</p>
<p>Gazali’nin bu sınıflamasında dikkati çeken özelliklerden biri, o zamana kadar hem batıda hem doğuda ilgi uyandırmayan siyasetin, Gazali’nin dinle ilgili bilimler sınıflamasına girmesidir. Ona göre siyaset, devlet işlerinin düzenlenmesinde çok önemli bir fonksiyona sahiptir. Ancak siyaset, peygamberlere vahyedilen Allah’ın emirlerinden veya aziz ve velilerden bildirilenlerden ibarettir. Zaten Peygamber’in ve onun halifelerinin yaptıklarının öğretilmesi, Gazali’nin teorilerinin en sağlam dayanağı idi.</p>
<p>Gazali, çağdaşlarının çoğu gibi tarihi yöntemi kullanır. Görüşlerini kabul ettirebilmek için birçok tarihi örnek verir. Ayrıca onun örnekleri, daha ziyade Peygamber, sahabe ve tabiin dönemi ağırlıklıdır. Bunun dışında Hint, İran ve Yunan tarihinden de örnekler vermiştir.</p>
<p>Gazali, toplumsal olayları, biyolojik teorilerde olduğu gibi, canlıların organları ile karşılaştırmalar yaparak açıklar. Ona göre toplum bir canlıya benzer ve canlılarda bulunan çeşitli organlar, toplumun çeşitli mesleklerini karşılar. Örneğin kadı, toplumun arzusu; polis, öfkesi; hükümdar ise kalbi ve sağduyusudur.</p>
<p><strong>Gazali’de İnsan ve Toplumsallık</strong>: İnsan tek başına yaşayamaz ve daima başkalarına muhtaçtır. Her şeyden önce neslin devamı için karşı cinsten birine ihtiyacı vardır. Aile hayatı, yiyecek ve giyeceklerin hazırlanması, çocukların yetiştirilmesi de başkalarına ihtiyacı ortaya koymaktadır. Yine çalışma hayatı, insanların birlikte yaşamalarını zorunlu kılmaktadır. Tüccar veya çiftçi birbirine muhtaçtır. Toprağın işlenmesi, tarım aletlerini yapan ve satanlara doğrudan bağlıdır. Bazı afetlere karşı koyabilmek için evler yapmak, ortak düşmana karşı savaşmak, savaş silahları ve surlar yapmak, birlikte yaşamayı gerektirir. Bunlar, şehirlerin kurulmasını teşvik eder. Birlikte yaşamak, insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek ve anlaşmazlıkların çözülmesi ihtiyacını da doğurur. Bunun için hukuk kurallarına, çatışmaların önlenmesi için de bir yönetim organına (devlet)  ve bir yöneticiye ihtiyaç vardır. Esasen yönetici olmadan dünyevi işlerin barış ve düzen içinde, ilahi emirlere göre yürütülmesine imkân yoktur. Yönetici, zeki, bilgili, iradesi sağlam, siyasi yeteneğe sahip, milleti seven, günün ve geçmişin tarihini, ayrıca toplum hayatını anlayacak kadar sosyolojiyi bilen bir insan olmalıdır. Bütün bunlar, Gazali’nin teorisinde, yöneticinin, devletin ve hukukun toplumsal hayatın temel unsuru olduğunu göstermektedir. Şu halde Gazali’ye göre toplum hayatı için devlet ve din zorunludur.</p>
<p><strong>Gazali’de İdeal Toplum</strong>: Gazali de Farabi gibi ideal toplumu ortaya koymaya çalışır. O, öncelikle insanlar arası ilişkileri, bireysel ve toplumsal olmak üzere, ikiye ayırmakta ve dinde de bu durumun gözlendiğini belirtmektedir. İşte Gazali, insanın bireysel ve sosyal hayatına, dünya hayatının geçiciliği, canlıların mutlaka ölümü tadacak olması ve yok olması açısından bakmakta ve insan hayatında Allah inancı ve peygamberliğin önemi üzerinde durmaktadır. Bu ideal toplum içinde tek hedef, insanın dünya ve ahiret mutluluğudur. Bu da ancak, dinin emir ve yasaklarına harfiyen uymakla mümkündür.</p>
<p><strong>Gazali’de Dini Gruplar</strong>: Hayatı boyunca verdiği eserlerle müminleri, “tevhit” ve “peygamberlik” inancı etrafında bütünleştirmeye çalışan Gazali, fanatizmle, taklitle, mezhep ve grup taassubuyla mücadele etmiştir. Bu amaçla eserlerinde, farklı mezhep, tarikat ve gruplardan söz etmekte, Ehli Sünnet dışındaki bu grupları, kendi bakış açılarıyla değerlendirmektedir.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Niyazi Akyüz, İhsan Çapcıoğlu; Ana Başlıklarıyla Din Sosyolojisi</p><p>The post <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr/gazali-1058-1111/">Gazali (1058-1111)</a> first appeared on <a href="https://dinsosyolojisi.com.tr">Din Sosyolojisi</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://dinsosyolojisi.com.tr/gazali-1058-1111/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
